|
Değerli meslektaşlarımız,
Mart 2026 sayımızda kardiyo-onkoloji pratiğini doğrudan etkileyen dört ana tema öne çıkıyor: erken risk sınıflaması, survivorship döneminde sessiz kardiyak hasarın aranması, çevresel ve aterosklerotik risklerin daha sistematik yönetimi ve ileri görüntülemede erken doku değişikliklerinin yakalanması. 2026’nın ilk aylarında yayımlanan çalışmalar, kardiyo-onkolojinin yalnızca komplikasyon saptayan değil; aynı zamanda önceden öngören, risk katmanlayan ve koruyucu müdahaleyi erkene çeken bir disiplin haline geldiğini bir kez daha gösteriyor. [1–9]
1. Ayın Manşeti: ICI ilişkili miyokarditte yeni risk skoru
Sonuçları Mart 2026’da yayımlanan, 748 hastalık uluslararası çok merkezli çalışmada, immün kontrol noktası inhibitörü (ICI) ilişkili miyokardit için yeni bir prognostik risk skoru geliştirildi. Otuz günlük primer bileşik olay oranı %33, kardiyomiyotoksisiteye bağlı ölüm %13 ve tüm nedenlere bağlı ölüm %17 olarak bildirildi. Kötü prognozla ilişkili başlıca değişkenler aktif timoma, kardiyomüsküler semptomlar, düşük QRS voltajı, LVEF <%50 ve özellikle artan troponin düzeyi idi. Risk skoru 0 olanlarda 30 günlük olay oranı %4, skor ≥4 olanlarda ise %81 bulundu. [1]
Klinik mesaj: ICI miyokarditinde troponin yüksekliği tek başına değil; EKG, LVEF ve eşlik eden kardiyomüsküler bulgularla birlikte değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, düşük ve yüksek riskli hastaların ayrılmasına yardımcı olabilir. [1]
2. Survivorship döneminde sessiz yük: REDEEM başlangıç bulguları
Şubat 2026’da yayımlanan REDEEM çalışmasının başlangıç sonuçları, potansiyel kardiyotoksik tedavi almış erişkin kanser sağ kalanlarında subklinik/stage B kalp yetersizliği yükünün yüksek olduğunu gösterdi. 1.124 sağ kalan tarandı; 604 kişiye ekokardiyografi yapıldı ve bunların 145’inde (%24) stage B kalp yetersizliği saptandı. Bu grupta ortalama 3D-LVEF korunmuştu (%52,8 ± 6,8); buna karşın GLS bozukluğu yaygındı ve hastaların %39’unda fonksiyonel kapasite bozukluğu vardı. Anormal GLS; yaş, BMI, diyabet ve antrasiklin maruziyeti ile ilişkili bulundu. [2]
Klinik mesaj: Survivorship izlemi yalnızca semptom geliştiğinde kardiyoloji değerlendirmesine yönlendirme ile sınırlı kalmamalıdır. GLS ve fonksiyonel kapasite, korunmuş LVEF varlığında bile riskli alt grubun tanınmasına katkı sağlayabilir. [2]
3. Çevresel riskler daha görünür halde: Hava kirliliği ve kardiyak yeniden şekillenme
Ocak 2026’da yayımlanan prospektif kohort çalışmasında, antrasiklin ve/veya trastuzumab alan meme kanserli hastalarda PM2.5 (havada asılı duran ve çoğu zaman: araç egzozu, fosil yakıt yanması, sanayi kaynakları, ısınma, yangın dumanı gibi gibi kaynaklardan oluşan çok küçük parçacıklar) ve ozon (O3) maruziyetinin daha kötü kardiyak yeniden şekillenme ve fonksiyon ile ilişkili olduğu gösterildi. 580 hastada 3.642 ekokardiyografi incelendi; kardiyak disfonksiyon oranı %17,1 idi. Her IQR artışında PM2.5 ve O3, zaman içinde daha fazla LVEF düşüşü, daha kötü longitudinal strain ve daha yüksek LV kitle artışı ile ilişkiliydi; en yüksek maruziyete sahip olanların oluşturduğu gruplarda kardiyak disfonksiyon riski anlamlı derecede yüksekti. [3]
Klinik mesaj: Kardiyo-onkoloji risk değerlendirmesi artık yalnızca kemoterapi tipi, kümülatif doz ve klasik risk faktörleriyle sınırlı tutulmamalıdır. Çevresel maruziyetler de özellikle uzun dönem izlemlerde, klinik risk görüşmesine dahil edilmelidir. [3]
4. Önleme cephesi: Statin kullanımında eksiklik hala devam ediyor
Ocak 2026’da yayımlanan çalışmada, asemptomatik koroner aterosklerozu olan kanser sağ kalanlarında statin başlanma oranları incelendi. Kanser öyküsü olanlarda statin reçete oranı daha düşüktü; ancak çok değişkenli analizde kanser öyküsü tek başına bağımsız belirleyici değildi. Daha önemli bulgu, koroner kalsiyum varlığına rağmen çok sayıda uygun adayın hâlâ tedavisiz kalması oldu. [4]
Buna paralel olarak, 2026 tarihli sistematik derleme ve meta-analiz, radyoterapi alan hastalarda statin kullanımının serebrovasküler olay riskini azaltabileceğini düşündürdü. Üç çalışmanın meta-analizinde statin tedavisi ile inme/TIA riski arasında anlamlı azalma izlendi (RR 0,74; %95 GA 0,60–0,90); buna karşılık MACE üzerinde belirgin fark gösterilemedi. Aynı derleme, radyoterapi gören hastalarda kardiyoprotektif ilaçların halen yetersiz kullanıldığını da vurguladı. [5]
Klinik mesaj: Kardiyo-onkoloji pratiğinde yalnızca kardiyotoksisite taraması değil, aterosklerotik riskin aktif tedavisi ve korunma stratejilerinin optimizasyonu da temel hedeflerden biri olmalıdır. [4,5]
5. Yoğun bakım perspektifinden “Triple M”
American College of Cardiology’nin Mart 2026 tarihli uzman analizinde, yakın zamanda immünoterapi başlanmış bir hastada kardiyak, nörolojik ve musküler bulguların birlikte görülmesinin myocarditis–myositis–myasthenia gravis benzeri “Triple M” sendromu açısından alarm bulgusu olduğu vurgulandı. Aynı belgede, fulminan miyokardit ve elektriksel instabilitede erken mekanik dolaşım desteğinin önemine dikkat çekildi; biventiküler destek gereksinimi nedeniyle VA-ECMO’nun tercih edilen strateji olabileceği belirtildi. [6]
Klinik mesaj: Yeni başlayan immünoterapi sonrası gelişen kardiyak semptomlara kas güçsüzlüğü, pitoz veya CK yüksekliği eşlik ediyorsa, yalnız miyokardit değil, örtüşen immün toksisite sendromları da düşünülmelidir. [6]
6. ESC Cardio-Oncology 2026, Viyana
ESC’nin resmi program duyurusuna göre ESC Cardio-Oncology 2026, 19–20 Haziran 2026 tarihlerinde Viyana’da düzenlenecek. Program üç ana eksen üzerinde yapılandırılmıştır: Cardio-Oncology for Everyday Practice, Advanced Cardio-Oncology ve From Bench to Bedside. Duyuruda özellikle risk sınıflaması, kardiyotoksisite izlemi, akıllı görüntüleme, amiloidoz, survivorship, ICI ilişkili olaylar, SGLT2 inhibitörleri, radyoterapi ilişkili kalp etkileri ve egzersiz gibi başlıklar öne çıkarılmış; erken kayıt son tarihi 22 Nisan 2026 olarak belirtilmiştir. [7]
7. Kardiyak amiloidozda erken KMR sinyali: ECV artışı
2026 verileri, kardiyak amiloidozda KMR ile ölçülen ekstrasellüler volüm (ECV) artışının erken dönemde öne çıkan görüntüleme bulgularından biri olduğunu güçlü biçimde destekliyor. CATCH-ATTR çalışmasında, karpal tünel cerrahisinden elde edilen dokuda ATTR birikimi saptanan ve bir kısmında erken evre ATTRwt kardiyomiyopati tanısı konan hastalarda, CMR-ECV sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak daha yüksekti (%30±2’ye karşı %24 ± 1; p<0,01). Çalışmada takip sırasında tanı alan hastaların tümünün erken evre ATTRwt olması, ECV artışının henüz klasik ileri morfolojik paternler tam belirginleşmeden yakalanabilen bir doku işareti olabileceğini düşündürüyor. [8]
Bu bulguyu destekleyen bir başka çalışmaya göre; açıklanamayan konsantrik LVH nedeniyle KMR yapılan hastalarda kardiyak amiloidoz pozitif grupta ECV belirgin şekilde daha yüksekti (%46,4±11,5’e karşı %32,1±7,2 ve %32,1 ±7,6); ayrıca ECV’nin tek başına tanısal ayırıcılığı yüksekti (AUC 0,88). Yaş, natif T1, ECV ve non-vasküler LGE segment sayısını birleştiren modelde AUC 0,91, duyarlılık %92 ve özgüllük %81 bulundu. Bu nedenle pratik mesaj şudur: kardiyak amiloidoz şüphesinde, özellikle erken evrede, kardiyak MR’da ECV artışı en değerli erken doku karakterizasyon göstergelerinden biri olarak değerlendirilmelidir. [8,9]
Sonuç
Mart 2026 itibarıyla kardiyo-onkolojide üç temel mesaj öne çıkıyor:
1. ICI miyokarditinde daha iyi risk katmanlaması mümkündür;
2. Survivorship döneminde sessiz kardiyak disfonksiyon beklenenden daha sıktır.
3. Erken dönemde doku düzeyindeki değişiklikleri yakalayan ileri görüntüleme, özellikle kardiyak amiloidoz şüphesinde, tanısal yaklaşımın merkezine daha güçlü biçimde yerleşmektedir. [1–9]
|