Türk
Kardiyoloji Derneği Ulusal Hipertansiyon Tedavi ve Takip Kılavuzu
3. Kan
Basıncının Ölçümü ve Klinik Değerlendirme
b) Hipertansiyonun Tanımı ve Sınıflandırılması
Toplumda
Kan Basıncının Dağılımı
Çeşitli popülasyonlarda kan basıncı
Kültürel tecrid içinde yaşayan çok az sayıda insan haricinde,
hipertansiyon tüm toplumlarda sık görülür ve yaygındır. Amazon nehri havzasında
yaşayanlar gibi bir avuç’’hipertansiyonsuz’’ birkaç toplumda erişkin hayatta
yaşlanmayla kan basıncı yükselmez. Geri kalan tüm popülasyonlarda, aralarında
önemli sıklık farkları bulunmakla birlikte, yaşlanmaya parelel biçimde
hipertansiyona oldukça sık rastlanır. Hipertansiyonda bölgesel değişkenliğin
nedenleri iyi bilinmemektedir. Üstelik, uluslar arası çerçevede hipertansiyonun
prevalansını standart biçimde özetleyen veritabanları da oluşturulmamıştır.
Yeryüzünde ekvatordan uzaklaştıkça hipertansiyonun sıklaşması, muhtemelen ekonomik
kalkınma ve sanayileşme sürecini, diğer bir değişle lokal sosyokültürel etkenleri
yansıtmaktadır.
Avrupa, Kuzey Amerika ve Pasifik havzasında hipertansiyon
sıklığındaki farklar azdır. Bu popülasyonlarda-25 yaşını izleyen 5 dekadın eşit
dağılımlı olması koşuluyla ve standart tanımıyla- hipertansiyon prevalansı %15
ile %30 arasında değişir. %7 ile 15’lik düşük prevalansa genelde Afrika’da
kırsal kesimde, Hindistan ve Güney Çin dahil, Asya’nın birçok bölgesinde
rastlanmaktadır. Bazı toplumlarda ise, hipertansiyon prevalansı %30-%40 gibi
yüksektir. Bunların arasına ABD zencileri ile Slav halkları ve Finliler girer (40).
Aşağıdaki verilerden anlaşılacağı gibi, Türkler de bu yüksek prevalanslı
toplumlar arasına girmektedir (bu tanımla %37 sıklıkla). Gerek zenci ırkında,
gerekse beyaz ırkta hipertansiyon prevalans değişikliğinin en güçlü etmenleri beden
kitle indeksi ve sodyum ile potasyum alımıdır.
Türk halkında kan basıncının dağılımı
Ülkemizin bir, iki büyük şehrinin bazı semtlerinde daha önce
yapılan birkaç tarama dikkate alınmazsa, kan basıncının dağılımı ve
hipertansiyon prevalansı konusunda tüm erişkinlerimiz için geçerli sayılabilecek
sonuçları, ilk defa rastgele örneklem yöntemi uygulanan, TEKHARF Çalışması
sağlamıştır. 1990’da 59 yerleşim biriminde başlatılan ve iki kan basınç
ölçümünün ortalamasının alındığı bu çalışmada (41), 1995 (42) ve 1998
yıllarında aynı kohort izlenmiş ve böylece halkımızda kan basıncı
dağılımının zaman içerisindeki seyrine ilişkin bilgi edinilmiştir. Ayrıca,
sistolik ve diyastolik basınçla bazı diğer risk faktörlerinin ve de koroner koroner
kalp hastalığı morbiditesinin bağıntıları incelenmiştir (43).
Cinsiyet ve yaş gruplarına göre hipertansiyon prevalansı
Toplam 34 milyon tahmin edilen 20 yaş ve üzerindeki Türk
erişkinlerinden - 5 milyon erkek ve 6 milyon kadın olmak üzere - 11 milyonu standart
tanımlama ile hipertansiyonlu sayılmaktadır (43). Bu tanım içine tansiyonu normale
inmiş olsa bile - antihipertansif ilaç kullananların hepsi girdiği gibi kan basıncı
sistolik ? 140 ve/veya diyastolik ?90 mmHg bulunanlar girmektedir. Bu tahmine göre, tüm
erişkin erkeklerin %30’u kadınların %35’i yüksek tansiyona sahiptir.
Yaş gruplarına göre erkek ve kadınlarımızdaki hipertansiyon
dağılımı Şekil-1’de görülmektedir. Prevalans 30-39 yaş grubunda %19 dolayında
iken 50-59 yaş grubunda erkeklerin yarıdan biraz azı, kadınların yarıdan fazlası
hipertansiyonludur. Altmış yaşını aşkın bireylerimizde ise, hipertansiyona her üç
kişinin ikisinde rastlanmaktadır.
| Şekil1: Türk Erkek ve kadınında yaş guruplarına göre
hipertansiyon prevalansı, 1998 |
 |
Kan basıncının zaman içerisinde toplumumuzdaki gidişi
Erkeklerde ortalama kan basıncı
Sistolik basınç: 908 erkekte sistolik kan basıncının
yaş gruplarına göre ortalama değerleri Şekil-2’de grafik
biçiminde özetlenmiştir. Yaş grupları 1990 yılındaki yaşı temsil etmekte, o
taramadaki örneğin 30-39 yaş grubu 1998 yılında 39-47 yaşına ilerlemişti. 1990
yılında ortalama 121 mmHg olan sistolik basınç, 5 yıl sonra 2.3 mmHg artmış,
1998’de 128.7 mmHg’ya yükselmiştir. Bireylerin 8 yıl yaşlanmasının 4.5 mmHg
artışa yolaçacağı öngörüldüğüne göre, yaşlanmadan arındırılan ortalama
sistolik basınç erkeklerde 8 yılda net 3.2 mmHg yükselmiştir.
Diyastolik basıncın aynı erkek kohortunda yaş gruplarına göre
ortalama değerleri yine Şekil-2’de izlenebilmektedir. 1990 yılında ortalama 77.2
mmHg olan diyastolik basınç, 5 yıl sonra 1.2 mmHg artmış, son taramada ise
başlangıca göre 4.1 mmHg artışla 81.3 mmHg’ya yükselmiştir. Kohortun 8 yıl
yaşlanması payı olarak 2.2 mmHg düşülünce, yaşlanmadan soyutlanan ortalana
diyastolik basıncın erkeklerde 8 yılda net 1.9 mmHg yükseldiği söylenebilir.
Kadınlarda ortalama kan basıncı
Sistolik basınç: 930 kadında sistolik kan basıncının yaş
gruplarına göre ortalama değerleri Şekil-3’de sunulmaktadır. 1990 yılında
ortalama 125 mmHg olan sistolik basınç, 5 yıl sonra 5 mmHg artmış, 1998’de toplam
8.2 mmHg artışla 133.2 mmHg’ya yükselmiştir. Kadınların 8 yıl yaşlanmasının
7.2 mmHg artışa yol açacağı öngörüldüğüne göre, yaşlanmadan arındırılan
ortalama sistolik basınç kadınlarımızda 8 yılda sadece 1 mmHg yükselmiştir.
Diyastolik basınç: Kadın bireylerin diyastolik basıncının yaş
gruplarına göre ortalama değerleri yine Şekil-3’de grafik biçimde
izlenebilmektedir. 1990 yılında 77.9 mmHg olan diyastolik basınç, 5 yıl sonra 2.1
mmHg artmış, son taramada ise başlangıca göre 4.9 mmHg artışla 82.7 mmHg’ya
yükselmiştir. Kohortun 8 yıl yaşlanması payı olarak 3.4 mmHg düşülünce,
yaşlanmadan soyutlanan ortalama diyastolik basıncın kadınlarda 8 yılda net 1.5 mmHg
yükseldiği anlaşılır.
Yukarıda açıklanan gözlemin, yani son 8 yılda her iki cinsiyette
net 2 mmHg’ya yaklaşan diyastolik basınç artışı ve erkeklerimizde kaydedilen 3
mmHg’lık yükselmenin anlamı, popülasyondaki benzer boyuttaki değişimlerin kalp
damar hastalığı üzerine belirgin etkileri olduğu yolundaki ışık altında
değerlendirilmelidir. Sistolik basıncın 2 mmHg aşağıya çekilmesinin, yıllık inme
oranını %6, koroner hastalığı da %4 oranında azaltacağı tahmin edilmiştir (44).
Antihipertansif tedavi uygulamasının yaygınlığı ve
başarı oranı
Halkımızda hipertansiyonluların tahminen yarıya yakını bunun
bilincindedir. Hipertansiyonlularda ilaç kullanan erkeklerde %31, kadınlarda %41
oranındadır (43). Tansiyon kontrolu sistolik <140 ve diyastolik <90 mmHg olarak
tanımlandığında, hipertansiyonlu 100 erkekten 8’inde, 100 kadından 10’unda kan
basıncının kontrol altında tutulduğu anlaşılır. ABD’de kan basıncının aynı
tanımlı kontrol oranları erkek ve kadınlarda %19 ve %28 olarak bildirilmiştir (45).
Türk halkında kan basıncının başlıca belirleyici ve
yansıtıcıları
Cinsiyet kan basıncını değişik toplumlarda farklı etkilemektedir.
ABD’de her türlü etnik grupta erkekler, kadınlara göre, sistolik 6-7 mmHg,
diyastolik 3-5 mmHg daha yüksek kan basıncına sahiptir. Diyastolik hipertansiyon
sıklığı da tüm yaşlarda erkeklerde fazladır, oysa erkeklerde daha sık bulunan
sistolik hipertansiyona, 60 yaşından itibaren kadınlarda daha sık rastlandığı
bildirilmiştir (45). Kadınlarda kan basıncının menopoza bağlı olarak artışının
nedeni iyi bilinmemekteyse de, östrojen eksilmesine, pitüiter hormonun aşırı
çalışmasına, şişmanlamaya veya yaşlı kadınların tuza daha duyarlı olmasına
bağlanmaktadır.
Halkımızda cinsiyet kan basıncını farklı biçimde etkilemektedir.
30-39 yaş grubuna kadar erkeklerdekinden pek farklı bir basınç düzeyi arzetmeyen
kadınlar, 40 yaşından itibaren erkeklerden kesinlikle daha yüksek sistolik ve
diyastolik basınç ediniyorlar (toplam olarak erkeklerden 4.5/1.5 mmHg daha yüksek) ve
de hipertansiyon prevalansı erkeklerdekini aşıyor. Sağlık bakımından bu önemli
farkı, menapoza giren (ve hatta premenopozal dönemde sedanter hayata geçen)
kadınlarımızın aşırı şişmanlamasına bağlamak uygundur. Türk kadınında kan
basıncının erkektekinden ve Amerikalı kadından daha yüksek oluşuna ilişkin
gözlem, kadınlarımızda kardiyovasküler morbidite ve mortalitenin gereğinden fazla
olduğunu açıklayabilecek bir olgudur (46). Sistolik ve diyastolik kan basıncı, her
iki cinsiyette istatistiki olarak anlamlı bir biçimde yaş ilerledikçe giderek
artmaktadır. Bu, özellikle erkekte sistolik basınç için en güçlü korelasyonu
sergilemektedir (r = 0.41) (4). Yaş dışında, sistolik kan basıncı ile en yakın
bağlantıyı gösteren iki parametre bel çevresi (r =0.38) ile beden kitle indeksi,
diyastolik basınçla beden kitle indeksidir (r= 0.31). Kan basıncı ile yine anlamlı
ama gevşek (r= 0.15-0.2) bir korelasyon gösteren risk parametreleri, kanda total
kolesterol ile trigliseridlerdir (43,47). Bu gözlemlere ortak payda, halkımızda- diger
birçok toplumda olduğu gibi - insülin direncinin, hipertansiyon gelişmesi riskinin bir
belirleyicisi olduğu yolundadır. İnsülin direnciyle ilişkili olarak da, fizik
aktivite azaldıkça kan basıncının yükselme eğilimi içine girdiği bilinmektedir.
Hipertansiyonun Tanımı ve
Sınıflandırılması
Hipertansiyonun tanımı: Arteriyel kan basıncının normal
sayılan sınırların üstüne çıkmasına hipertansiyon denir. Anormal sayılması
gereken kan basıncı düzeyi konusunda tartışmalar sürmektedir. Pickering (48) 1972
yılında normal ve anormal kan basıncı arasında bir sınır olmadığını, mortalite
ve arteryel basınç ilişkisinin nicel olduğunu ve kan basıncı arttıkça prognozun
kötüleştiğini belirtmiştir. Hipertansiyonun, inme, koroner kalp hastalığı gibi
major komplikasyon risklerinde artışı beraberinde getiren kan basıncı yüksekliği
olarak tanımlanması da mümkündür. Bugün sistolik kan basıncının 140 mmHg,
diyastolik kan basıncının da 90 mHg veya üzerinde bulunması ya da kişinin
antihipertansif ilaç kullanıyor olması hipertansiyon olarak tanımlanır (6,7).
Hipertansiyonun sınıflandırılması: Erişkinlerde kan
basıncı derecesinin sınıflandırılması niteldir. Ancak, pratikte hekimlerin tedaviye
yaklaşımına kolaylık sağlamak için kan basıncı derecelerinin dikkate alınması
yararlıdır.
Kan basıncı düzeylerine göre sınıflandırma: JNC-VI
raporunda (7) 18 yaş ve üstündeki erişkinlerin kan basınçları optimal, normal,
yüksek-normal ve hipertansiyon olarak dört dereceye ayrılmıştır (Tablo 4). Buna
göre optimal kan basıncı 120/80 mmHg ve normal kan basıncı da 135/85 mmHg değerinden
düşüktür. Kan basıncı düzeyi 130-139/85-89 mmHg olduğunda yüksek-normal, bunun
üzerindeki değerler de hipertansiyon olarak kabul edilmektedir. Hipertansiyon tanısı
iki ya da daha fazla muayene sırasında iki ya da daha fazla ölçümün ortalamasına
dayandırılmalıdır. Ek olarak, hipertansiyon da kan basıncı düzeylerine göre 3
evreye ayrılmıştır.
| Tablo 4. 18 yaş ve üstündeki erişkinler için kan
basıncının sınıflandırılması |
|
Kan Basıncı (mmHg) |
| Kan
Basıncı Derecesi |
Sistolik |
|
Diyastolik |
|
| Optimal |
< 120 |
ve |
<80 |
| Normal |
<130 |
ve |
< 85 |
| Yüksek- Normal |
130-139 |
veya |
85-89 |
| Hipertansiyon |
| Evre 1 |
140-159 |
veya |
90-99 |
| Evre 2 |
160-179 |
veya |
100-109 |
| Evre 3 |
>180 |
veya |
>110 |
| İzole
sistolik hipertansiyon (sınırda) |
140-160 |
< 90 |
|
| İzole
sistolik hipertansiyon |
>160 |
< 90 |
|
|
Bu sınıflandırma antihipertansif ilaç almayan ve
akut olarak hasta olmayanlar için kullanılır. Sınıflandırmada sistolik ve diyastolik
kan basınçları farklı sınıflara düşerse, kişinin kan basıncı durumunu
değerlendirmek için daha yüksek olan kan basıncı derecesi dikkate alınmaktadır.
Örnek olarak 160/92 mmHg evre 2 hipertansiyon ve 174/120 mm Hg da evre 3 hipertansiyon
olarak sınıflandırılmaktadır. Sistolik kan basıncı 140-160 mmHg, diyastolik kan
basıncı da 90 mmHg altında olduğunda sınırda izole sistolik hipertansiyondan,
sistolik kan basıncı 160 mmHg ve üzerinde diyastolik kan basıncı 90 mmHg altında
olduğu zaman da izole sistolik hipertansiyondan söz edilir.
Hedef organ tutulumuna göre sınıflandırma: Yüksek kan basıncını
tesbit ve tedavi etmenin amacı kardiyovasküler hastalığı ve ilişkili olarak
morbidite ve mortaliteyi azaltmaktır. Kardiyovasküler hastalık için risk sadece kan
basıncı düzeyi ile değil, aynı zamanda hedef organ tutulumu ve risk faktörlerinin
varlığı ve yokluğu ile de ilgilidir. Bu nedenle hipertansiyonu sınıflandırırken
ortalama kan basıncı düzeylerine ek olarak hedef organ tutulumu ve risk faktörleri de
değerlendirilmelidir. Yüksek - normal kan basıncı ile 1. 2 ve 3. evrede hipertansiyonu
olan hastalar A, B ve C risk gruplarına göre değerlendirilmektedir. Risk grubu A’da
kan basıncı ne düzeyde olursa olsun, klinik olarak kardiyovasküler hastalık, hedef
organ hasarı ve diğer risk faktörleri yoktur. Risk grubu B’ de hastalarda klinik
olarak kardiyovasküler hastalık ve hedef organ hasarı olmamakla birlikte, diyabet
dışında 1 veya daha fazla risk faktörü bulunur. Risk grubu C’de ise hastalarda
klinik kardiyovasküler hastalık ve hedef organ tutulumu mevcuttur (Tablo 5). Kan
basıncı düzeyi ve risk grupları ile yapılan sınıflandırma doğrudan tedavi
yaklaşımı ve prognozun belirlenmesi ile bağlantılıdır.
| Tablo 5. Kan basıncı
yüksekliği ile risk grupları (6,7) |
Kan
basıncının derecesi(mmHg) |
Risk grubu A
Risk faktörleri yok HOH/KKH yok |
Risk grubu B
Diyabet hariç en az bir risk faktörü var HOH/KKH yok |
Risk grubu C
HOH/ KKH, ve/veya var (diğer risk faktörleri var veya yok) |
Yüksek-normal
(130-139 / 85-89) |
Non-farmakolojik
tedavi |
Non-farmakolojik
tedavi |
İlaç tedavisi
© |
Evre 1
(140-159 / 90-99) |
Non-farmakolojik
tedavi (12 aya kadar) |
Non-farmakolojik
tedavi (6 aya kadar) |
İlaç tedavisi |
Evre 2 ve 3
(> 160 / > 100) |
İlaç tedavisi |
İlaç tedavisi |
İlaç tedavisi |
©: Kalp yetersizliği, böbrek
yetersizliği veya diyabet’i olanlar.
HOH: Hedef organ hasarı, KKH: Klinik kardiyovasküler hastalık, DM: Diabetes mellitus |
Beyaz Gömlek
Hipertansiyonu
Beyaz gömlek hipertansiyonu, doktor ofisinde ölçülen kan
basıncının yüksek düzeylerde olmasına karşın, günün diğer saatlerinde evde veya
klinik dışında ölçülen kan basıncının normal bulunması haline denir. İlk kez
1940’lı yıllarda tanımlanmasına rağmen ancak son yıllarda ambulatuar kan
basıncının yaygın olarak kullanılmağa başlanmasından sonra tekrar gündeme
gelmiştir. Beyaz gömlek hipertansiyonu deyimi ilk kez 1984 yılında kullanılmıştır.
Son zamanlarda yapılan çalışmalarla bu tip hipertansiyonun oluşmasında doktordan
başka faktörlerin de olabileceği göz önüne alınarak “izole ofis hipertansiyonu”
teriminin kullanılmasını önerenler de vardır (49).
Bir kişide bu tanıyı koymak için doktor ofisinde onar dakika ara
ile en az iki kez ölçülen kan basıncının sistolik 140 mmHg’dan, diyastolik kan
basıncının 90 mm Hg dan yüksek olmasına karşın, ofis dışında ölçülen kan
basınçlarının < 140/90 mm Hg olması veya ambulatuar kan basıncı ölçümlerinde
125/80 mmHg’nın altında değerler elde edilmesi gerekir (7). Hemen hatırlanması
gereken bir nokta da ambulatuar kan basıncı ölçümlerinde ilk saatlerde “beyaz
gömlek etki” sinin görülebileceğidir (50).
Popülasyonda beyaz gömlek ensidansının ne kadar olduğuna ait
değişik veriler verilmektedir. Türkiye’de yapılan bir çalışmada, bu oran
kadınlarda %23, erkeklerde %12 civarında bulunmuştur (51).
Prognoz hakkında da farklı görüşler vardır. Bazı
araştırıcılar olayı tamamen selim olarak yorumlarken bazıları ise, hipertansiyonda
görülebilecek organ hasarlarının veya komplikasyonların daha az oranda da olsa
görülebileceğini, dolayısı ile tamamen selim bir olay olmadığını
savunmaktadırlar (52).
Bu olguların tedavisi için görüşler de farklıdır, olayı selim
olarak gören araştırıcılar antihipertansif tedavi önermezlerken, bazı grup
araştırıcılar ise tedavinin gerekli olduğunu vurgulamaktadırlar. Tedaviye karar
verirken risk profilinin incelenmesi ve organ hasarının varlığının olup
olmadığını araştırıp ona göre karar verilmesi en doğru seçenek olacaktır (7).
|