|
Kalp Yetersizliği Birliği
Yönetim Kurulu
Başkan:
Dr. Hakkı Kaya
Başkan Yardımcısı:
Dr. Selda Murat
Y.K. adına Koordinatör:
Dr. Ahmet Çelik
Üyeler
Dr. Anıl Şahin
Dr. Can Ramazan Öncel
Dr. İnci Tuğçe Çöllüoğlu
Dr. Nihan Kahya Eren
Dr. Sevgi Özcan
İleri Evre Kalp Yetersizliği, Kalp Nakli ve Mekanik Destek Sistemleri Alt Grubu
Üyeler:
Dr. Emre Demir
Dr. İbrahim Oğuz Karaca
Dr. Şeyda Günay Polatkan
Kardiyomiyopatiler Alt Grubu
Üyeler:
Dr. Cihan Öztürk
Dr. Seçkin Dereli
Dr. Senem Has Hasırcı
|
|
Geçmiş anket sonuçları
Bülten İstek Formu
|
  Natural history of asymptomatic patients with normally functioning or minimally dysfunctional bicuspid aortic valve in the community. Circulation. 2008;117(21):2776-84.
KY Bülteni - Toplumda fonksiyonları normal veya hafifçe bozulmuş biküspid aort kapağı olan asemptomatik hastaların doğal öyküsü (Doç. Dr. Mehmet Yokuşoğlu)Toplumda fonksiyonları normal veya hafifçe bozulmuş biküspid aort kapağı olan asemptomatik hastaların doğal öyküsü
Doç. Dr. Mehmet Yokuşoğlu | Minimal veya hiç hemodinamik anormalliği olmayan asemptomatik biküspid aort kapak hastaları, mükemmel uzun dönem sağ kalıma sahiptir. Fakat özellikle ilerleyici kapak disfonksiyonu ile sık kardiyovasküler olaylara maruz kalırlar.
Tanıda ekokardiyografik kapak dejenerasyonu sadece aralıklı takip gerektiren düşük riskli hastalarla düzenli takip gerektiren yüksek riskli hastaları ayırır. |
Biküspid aort kapak (BAK), toplumun %0.5-2 etkileyen yaygın konjenital bir hastalıktır.
BAK belirgin olarak erkeklerde aort kapak stenozu ve aort kapak replasmanı gerektiren
ciddi aort yetersizliğine sıkça ilerleyen özellikle aort kapak endokarditinin belirgin
riski olan ciddi bir klinik durum olarak düşünülür. Dahası BAK sadece farklı bir
kapak morfolojisi değildir, erken evrede asemptomatik asendan aort dilatasyonu ve
daha sonra en korkutucu komplikasyon olan aort diseksiyonuna yol açabilen aortun
anevrizma oluşumuna yatkınlığı ile karakterize asendan aort hastalığıdır. Fakat
BAK’ın bu kastedilen ciddi prognostik sonuçları sıklıkla otopsilerden veya bu komplikasyonların
yüksek oranda olduğu referans merkezlerdeki çalışmalardan elde edilmiştir. Başlangıçta
toplumda asemptomatik, komplike olmadan tespit edilen sevk edilmemiş ve otopsiye
kadar hiç yakalanamayan hastalarla ilgili çok az veri vardır. Ayrıca toplumda BAK’ın
gerçek komplikasyon oranı ölçülememiştir. Klinik olarak ciddi aort darlığı veya
yetersizliği olan hastaların kapakları triküspit veya biküspit olsun ciddi klinik
sonlanımlara yol açtığı iyi belirlenmesine rağmen, mortalite ve kardiyak ve vasküler
olay oranları belirlenemeyen normal fonksiyonlu veya minimal disfonksiyonu olan
BAK hastaları hakkında sınırlı veriler bulunmaktadır. BAK’ın kardiyovasküler komplikasyon
oranlarını ve komplikasyon belirteçlerini incelemek için Olmsted toplumunu 20 yılın
üzerinde takip ederek değerlendirmek etmek istedik.
Yöntemler
Çalışma grubu
Çalışmaya alınan uygun kişiler, 1980-1999 yılları arasında BAK tanısı alan ve ekokardiyografi
ile doğrulanan tanıda kardiyovasküler semptomları olmayan tüm yaş gruplarından Olmsted
sakinleriydi. Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu ≥%50 olan, çok az darlık (mean
gradient <20 mmHg) veya hiç darlık yaratmayan ve çok az yetersizlik veya hiç yetersizlik
yaratmayan ekokardiyografi ile doğrulanan klinik değerlendirme ile gösterilen aort
kapağın normal veya minimal disfonksiyonu mevcuttu. Olmsted Mayo kliniğin coğrafi
bölgesindeydi ve eyalet sakinlerine, kurumumuzun tüm kardiyovasküler danışmanlık
ve ekokardiyografik servislerini sağlayan temel hizmetler sunuldu. Çalışma dışı
bırakma kriterleri, tanıda ciddi komorbiditelerin ve kompleks doğumsal kalp hastalıklarının
varlığıydı. Çalışma planı BAK tanısı alan tüm hastaların retrospektif değerlendirilmesini
ve ekokardiyografik ölçümlerinin (sol ventrikül boyutu ve fonksiyonu, aort boyutu,
Doppler değişkenleri) analiziyle çalışma esnasında ileriye yönelik yapıldı.
Ekokardiyografi
Tüm hastaların başlangıç klinik değerlendirmesi kendi doktorları tarafından 2 boyutlu
ve doppler ekokardiyografi ile yapıldı. Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu 2 boyutlu
ekokardiyogragfi eşliğinde görsel hesaplama ile belirlendi. BAK tanısı sadece 2
aort kapak yaprakçığın sınırladığı 2 komissür varlığını gösteren aort kapağın kısa
eksen görüntülenmesiyle konuldu. Gerektiğinde BAK tanısını doğrulamak için değişik
görüntüler alındı. BAK sınıflamasında, eğer komissürler (anterior-posterior kusplar)
saat 4-10, 5-11 veya 3-9 yönündeyse tipik (sağ-sol koroner kusp füzyonu) ve eğer
kommissürler (sağ-sol kusplar) saat 1-7 veya 12-6 yönündeyse atipik (sağ-nonkoroner
kusp füzyonu) olarak değerlendirildi. Raphe varlığı ve kapağın sistolik kubbeleşmesi
de kaydedildi. Subaortik akım hızı ve aort yetersizliğin derecesini belirlemek için
pulsed ve renkli Doppler kullanıldı. Arkus aortadaki ters akım ve maksimum jet hızının
continuous-wave Doppler ölçümleri de yapıldı. İki boyutlu asendan aorta ölçümleri
proksimal aorta seviyede, sistolde uygun aortik görüntüleme sağlandıktan sonra alındı.
Tüm başlangıç ekokardiyogramları birbirinden habersiz tecrübeli araştırmacılar tarafından
incelendi. Başlangıçta ekokardiyografik aort kapak dejenerasyon skoru hesaplandı.
Kapak dejenerasyonunun her bir bileşeni kalınlık, kalsifikasyon ve azalmış hareketlilik
değerlendirilerek 0 (normal), 1 (hafif değişiklik), 2 (orta değişiklik) veya 3 (ciddi
değişiklik) olarak derecelendirildi. Görülebilir raphe varlığı kapak dejenerasyonunun
bir işareti olarak düşünülmedi. Bu 3 komponentin skoru toplanarak dejenerasyon skoru
elde edildi.
Takip ve sonlanımlar: Klinik takip tıbbi kayıtların, anketlerin incelenmesi
ve telefon irtibatıyla sağlandı. Ölüm nedenleri tıbbi kayıtlar ve ölüm belgeleri
incelenerek belirlendi. Sonlanım noktaları mortalite, kardiyovasküler olaylar, cerrahi
olaylar ve tüm olaylardır. Kardiyovasküler olaylar kardiyak ölüm, konjestif kalp
yetersizliği, yeni kardiyovasküler semptomlar (dispne senkop ve anjinal ağrı), inme
ve endokardititir. Cerrahi olaylar, aort kapak cerrahisi (AVR, tamir, valvulotomi)
ve torasik aorta cerrahisi (aort anevrizması, diseksiyon veya koarktasyon için)
yapılmasıdır. Uygun zamanda (143 hasta) ekokardiyografi takibi, aort dilatasyonunun
ileleyişi için analiz edildi.
Bulgular
1980-1999 yılları arası 5747 hasta BAK tanısı aldı. Bu hastalardan 5126’sı uzaktan
gelenlerdi ve 621 hasta Olmsted bölgesindendi. Bu gruptan 373 hasta orta veya ciddi
kapak hastalığına (semptom olsun olmasın veya anormal ventrikül fonksiyonu) sahipti.
Geriye kalan 248 hasta ekokardiyografik olarak normal veya minimal disfonksiyone
BAK tanısı aldı. Yedi kişi BAK doğrulatamayan tartışmalı kapakçık sayısı
nedeniyle çalışma dışı bırakıldı. Yirmidokuz hastada ciddi komorbiditeler, kompleks
konjenital kalp hastalığı, devam eden kardiyovasküler hastalık semptomları veya
ejeksiyon fraksiyonu < % 50 veya araştırmaya dahil edilememe
kriterleri nedeniyle çalışma dışı bırakılmıştır. Kriterlere uygun toplam 212
hasta asıl çalışma grubu kabul edildi. Uygun 212 hastanın başlangıç özellikleri
tablo 1’ de sunulmuştur. Tanıda ortalama yaş 32±20 olup 154 hasta ≤18 yaşındaydı
ve normal foksiyonlu BAK tanısı alan en yaşlı hasta 89 yaşındaydı.
Ekokardiyografi endikasyonu 101 hastada (%48) sistolik ejeksiyon üfürümü, 32
hastada (%15) sistolik klik, 18 hastada (%9) diyastolik üfürüm ve geriye kalan
hastalarda çeşitli nedenlerdi (sol ventrikül fonksiyonunu belirlemeyi, şüpheli
torasik aort hastalığı, çarpıntı, atipik göğüs ağrısı ve kalp dışı
semptomlardı). Doğumsal kardiyak anormalliklerle ilişkili 32 (%15) hasta bulundu
ve sıklıkla aort koarktasyonu olan, çoğu hafif düzeyde, kardiyak semptomlara yol
açmayan, kalp yetersizliği oluşturmayan hafif anomalilerdi (n=15). Tipik BAK
182, atipik BAK 30 hastada (%14) gözlendi. Dejenerasyon skoru düşüktü (0.80±1.4; mean 0) ve 0 ile 6 arasındaydı. Dejenerasyon
skoru için gözlemci içi ve gözlemciler arası korelasyonlar sistematik farklılık
olmaksızın (her ikisi p>0.50) 0.89 ve 0.94 (her ikisi p<0.01) idi. Tanı
esnasında 184 hastada (%87) kapak dejenerasyonu yoktu (skor < 3) ve 28 hastada
(%13) kapak dejenerasyonu vardı (skor ³ 3). Kapak dejenerasyonunun ileri yaş ile çok güçlü
bir ilişkisi vardı ve yaş için ayarlama yapıldıktan sonra hipertansiyon ile olan
ilişkisi anlamsız oldu (p=0.80). Fakat yaş ayarlaması kolesterol seviyesi ile
olan ilişki için eğilimi etkilemedi (p=0.05). Tanıda kapak dejenerasyonu olan
hastalarda raphe daha sıklıkla gözlendi. Sistolik klik kapak dejenerasyonu
olmayan hastalarda daha sıktı. 1985 yılına kadar 50 hastada ve 1985 yılından
sonra 162 hastada tanı koyuldu. Bu alt grup hastaların benzer şekilde normal sol
ventrikül boyutları (49±7
karşı 48±10;
p=0.15), benzer ejeksiyon fraksiyonları (63±6
karşı 63±5; p=0.92) ve benzer kapak dejenerasyonu prevalansı
(%12 karşı %13.6; p=0.83) vardı.
Uzun dönem klinik sonuçlar
Takip (sağ kalım ve
morbid komplikasyonlar için) Haziran 2005 - Haziran 2006 yılına kadar
tamamlandı. 2005 yılından daha erken zamanda son irtibatı kurulan geriye kalan
%7 hasta 11±6 yıl takip edildi. Toplam takip 15±6
yıldı (0.4-25 yıl arası). Bu sürede 3 tanesi aort kapak ile ilişkili 14 ölüm
oldu. (endokardit [n=1], aort stenozu [n=1] ve aort yetersizliği [n=1]). Asendan
aort veya doğumsal hastalık komplikasyonları ile ilişkili hiç ölüm olmadı. Sağ
kalım tanıdan 10 ve 20 yıl sonra sırasıyla %97±1
ve %90±3
idi ve yaş ve cinsiyet eşleştirmesi yapılan populasyon ile benzerdi (p=0.72;
şekil 2). Beklenen sağ kalıma karşı gözlenen sağ kalımın yaş ile ayrılarak
karşılaştırılmasında <20 yaş (15 yıl, %100’e karşın %99; p=0.38), 20-49 yaş (15
yıl, %93’e karşın %96; p=0.55) ve ³50
yaş gruplarında (15 yıl, %64’e karşın %66; p=0.60) hiç mortalite artışı
görülmedi.
Takip esnasında 10 hastada
(20 yılda %7±2)
konjestif kalp yetersizliği oluştu ve 41 hastada (20 yılda %26±4)
yeni kardiyak semptomlar (dispne, senkop veya anjina) gelişti (şekil 3). Dört
hasta bakteriyal endokardit tanısı aldı (bunlardan 1’i öldü, 3’ünde aort kapak
replasmanı yapıldı) ve 5 hastada inme oluştu. Böylece kardiyovasküler olay
insidansı (kardiyak ölüm, kalp yetersizliği, yeni semptomlar, endokardit veya
inme) tanıdan sonra 20 yılda %33±5 idi (şekil 3).
Takip esnasında 39
hastada aort kapak cerrahisi yapıldı, bunlardan 3’ünde aort valvotomi yapıldı ve
bu hastalardan ikisi daha sonra reoperasyona alındı (AVR). Böylece 38 hastada
AVR uygulanmış oldu. AVR operasyonu 26 hastada ciddi aort darlığı, 6 hastada
ciddi aort yetersizliği ve 2 hastada ciddi kapak hastalığı endikasyonu ile
uygulandı fakat 3 hastada ciddi asendan aort dilatasyonu ile orta derecede kapak
disfonksiyonu vardı ve 1 hastada akut endokardit gözlendi. Tanıyla kapak
cerrahisi arasındaki zaman 11±6
yıldı ve cerrahide ortalama yaş 49±20
idi. Böylece 20 yıllık aort kapak cerrahi insidansı %24±4
idi (şekil 4). Ekokardiyografik takibi yapılan 143 hasta arasında aort
dilatasyonu arttı (>18 yaş hastalarda 10±6
yılın üzerinde ekokardiyografi takiplerinde çap 35.5±6 mm’den 39.4±7 mm’ye ilerledi, p<0.001). asendan aorta dilatasyonu
(>40mm) başlangıçta %15 ve takipte %39 hastada saptandı. Takip süresince hiç
aort diseksiyon tanısı veya operasyonu olmadı.Bu nedenle 20 yıllık cerrahi olay
(aort kapak yada aort) oranı %27±4 idi ve herhangi bir kardiyovasküler olay (tıbbi
veya cerrahi) oranı %42±5
idi (şekil 5). Koarktasyonlu hastalar çalışma dışı bırakıldığında, 20 yıllık
kardiyovasküler tıbbi, cerrahi ve toplam olay (sırasıyla %35±5, %25±4,
%40±5)
oranı etkilenmedi. 1985 yılı sonrasına karşı 1985 yılına kadar tanı alan
hastaların tıbbi (20 yılda %33±7
karşı %33±7; p=0.88) ve cerrahi (20 yılda %26±7
karşı %27±5; p=0.83) olay oranları benzerdi.
Genel populasyona
karşı BAK hastalarında kardiyovasküler olayların karşılaştırılması zordur. Çünkü
populasyondaki yaş ve cinsiyet spesifik beklenen morbid olay oranları mevcut
değildir. Olmsted eyaletinde yayınlanmış toplam konjestif kalp yetersizliği
insidansı kadın ve erkekler için sırasıyla her 100 000 kişide 378 ve 280 iken,
konjestif kalp yetersizliği bakımından bizim BAK populasyonumuzda yıllık
insidans her 100 000 kişide 370’dir. Fakat BAK populasyonumuz tanı esnasında
gençti ve beklenen konjestif kalp yetersizliği bu yaş grubu için çok düşüktür.
Önemli olarak konjestif kalp yetersizliği genel populasyonda 62±20 yaş grubuna karşı 76±12 yaş grubunda oluştu (p=0.0002). konjestif kalp
yetersizliğinin genel populasyon ile karşılaştırıldığında BAK hastalarında daha
erken oluştuğu gösterilmiştir. AVR operasyon ihtiyacı bakımından tam ulusal
istatistikler mevcut değildir. Olmsted eyaletinde 1990-1999 yılları arası dönem
esnasında BAK hastalarınızda her 100 000 kişide 1370 oranına karşı tahmini her
100 000 kişide 19 insidans oranına yol açan 190 hasta bypass olsun veya olmasın
AVR operasyonu uygulandı. Dahası BAK için AVR operasyonu topluluğumuzda
triküspit aort kapağa göre daha genç yaşta uygulandı (49±20
karşı 67±16, p=0.0001). Bu da genel populasyon ile
karşılaştırıldığında BAK hastalarında AVR operasyon ihtiyacının daha erken
dönemde oluştuğu görülmektedir.
Klinik olayların
belirteçleri:
Tanı esnasında muhtemel belirteçler olan özellikler yaş, cinsiyet,
hipertansiyon, ejeksiyon fraksiyon, BAK tipi, aort yetersizliği varlığı, total
kolesterol, asendan aort çapı ve dejenerasyon skoru olarak not edildi (tablo 2).
Tüm kardiyovasküler olaylar
(tıbbi ve cerrahi) için tek değişken olarak en güçlü belirteç ileri yaştır (risk
oranı, 4.4; %95 güven aralığı [GA], 2.4-7.9; p<0.01). hipertansiyon ve asendan
aort çapı tek değişkenli olarak kardiyovasküler olayların belirteci olsa da, yaş
ve cinsiyet için ayarlama ile bu özelliklerin sonuçlarla ilişkisi kayboldu (her
biri için p>0.60). Başlangıç sistolik veya diyastolik üfürüm ve ekokardiyografik
aort yetersizliğinin varlığı olaylar ilişkili değildir. Aksine, tek değişkenli
olarak ³3 skor ile tanıda kapak dejenerasyonu tüm
kardiyovasküler olayları öngörür (risk oranı, 3.6;%95 güven aralığı GA, 1.9-6.3;
P=0.01)ve yaş ve cinsiyet ayarlaması sonrası benzer kalmıştır (devamlı bir
değişken olarak, p=0.01). Çoklu değişken analizinde, tüm kardiyovasküler
olayların başlangıç belirteci, ³50
yaş (risk oranı, 3.0;%95 GA, 1.5-5.7; P<0.01) ve kapak dejenerasyonu (risk
oranı, 2.4;%95 GA, 1.2-4.5; P=0.016) idi. Tanı süreci tıbbi olayların
belirteçlerini anlamlı olarak etkilemedi (p=0.52).
Cerrahi
kardiyovasküler olaylar için yaşın ≥50 olması (4.5; %95 GA, 2.1-9.3; p<0.01) ve
kapak dejenerasyonu (skor ≥3) ile (2.9; %95 GA, 1.3 - 6.2; p=0.01) bağımsız
belirteçtlerdir. Diğer değişkenler tüm cerrahi olayların bağımsız belirteci
değildi. Aort kapak cerrahisi için, cerrahi son nokta olarak ≥50 yaş (4.8; %95
GA, 2.0 - 11.6; p<0.01) ve kapak dejenerasyonu da (6.9; %95 GA, 3.0 - 15.5;
p<0.01) sonuçların bağımsız belirtecidir. Başlangıçta tanı sırasında kapak
dejenerasyonunun varlığı veya yokluğuna göre aort kapak cerrahi insidansı,
başlangıçta kapak dejenerasyonu olan hastalarda tanıdan sonra 5 ve 10 yıl
arasında cerrahi oranında aşırı bir artış olduğu şekil 6A’ da gösterilmiştir.
Tanı süreci cerrahi olay belirteçlerini anlamlı olarak etkilememiştir (p=0.64).
Takip esnasında 8 hastada
ciddi aort dilatasyonu veya anevrizması için asendan aort cerrahisi uygulandı.
Başlangıçta asendan aort ≥40 mm olan hastalarda daha sonraki aort cerrahisi
(10.8; %95 GA, 1.8 - 77.3; p<0.01) yaş ve cinsiyetten bağımsız tahmin edildi.
Tıbbi kardiyovasküler olaylar da başlangıçta ≥50 yaş (4.7; %95 GA, 2.2 - 9.6;
p<0.01) ve kapak dejenerasyonu (2.6; %95 GA, 1.2 -5.3; p=0.016) aracılığıyla
bağımsız olarak ön görülebildi. Başlangıçta kapak dejenerasyonunun varlığı veya
yokluğuna göre tıbbi kardiyovasküler olaylar, başlangıç kapak dejenerasyonu ile
tanıdan sonra 5 ve 10 yıl arasında olay oranında aşırı bir artış olduğunu
gösteren şekil 6B’ de sunulmuştur.
Tartışma
Normal fonksiyonlu
veya minimal disfonksiyonlu asemptomatik 212 BAK hastasının alındığı bu
çalışmada 20 yıllık uzun dönem takip gerçeği öğretebilir ve sorunlar için hem
yeniden güven hem de gerekçe sağlar. Daha çok genç olan bu populasyonda toplam
mortalite düşüktü ve yaş ve cinsiyet eşleşmeli bir populasyon için beklenenden
farklı değildi. Fakat kardiyovasküler morbid olaylar 20 yıl üzerinde 10 hasta da
yaklaşık 4’ünü etkileyen sıklıktaydı. Ana cerrahi olay genel populayondan daha
fazla bir oranda ve daha genç yaşta ihtiyaç duyulan sıklıkla aort darlığı için
uygulanan aort kapak cerrahisiydi. Aort dilatasyonu veya koarktasyonu için
cerrahi dikkate değerdi fakat sık değildi ve koarktasyonu olmayan hastalar tüm
serilerin olay oranları ile benzer oranlara sahipti. Tıbbi olaylar sıktı ve
çoğunlukla da aort kapak ile ilgiliydi. Endokardit nadir fakat ciddiydi. Asendan
aort dilatasyonu takipte 10 hastadan yaklaşık 4’ünde takip sırasında ≥40 mm
üzerine çktı. Fakat ümit verici bir gözlem hiç aort diseksiyonu olmamasıydı.
Yaştan ayrı olarak, klinik işaretler bulunmadığı halde klinik sonlanımın esas
bağımsız belirteci tanıda ekokardiyografi ile kapak dejenerasyonunun olmasıydı.
Başlangıçta normal kapak foksiyonu veya minimal disfonksiyon olsa da, kapak
dejenerasyonu daha sonra yüksek olay oranlarıyla ilişkiliydi (20 yılda >%70). Bu
nedenle bu ilk BAK hastalarının toplum çalışması klinik pratikte kapak
dejenerasyonu olmayan hastaların çoğunluğunun ayırt edilmesine ve aralıklı
takibin sadece tanıda kapak dejenerasyonu olanlarda gerekli olduğu gösterir.
İlerleme kontrolünün düzenli belirlenmesi ve potansiyel klinik çalışmalar
dikkate alınmalıdır.
BAK’ın doğal seyri
BAK hastalarının
klinik sonlanımları yetersiz tanımlanmıştır. Kesin sebepler bilimde bir boşluk
gibidir. Orta veya ciddi kapak hastalığı olsun yada olmasın semptomatik hastalar
tıbbi bakım için başvurur ve bu hastaların kötü sonlanımları orijinal kapak
deformasyonundan daha çok kapak disfonksiyonunun derecesini gösterir.
Asemptomatik hastalar genellikle tıbbi bakım için başvurmazlar. Bu bakış
açısıyla kurallar içerisinde sağlık kuruluşları ile sık irtibat kuran
topluluğumuz belli bir avantaja sahiptir. Ek olarak eski çalışmalar sadece tam
olarak BAK hastalığını tanımlamak ve doğrulamak için kesin bir dezavantaja sahip
olan oskültasyon tanısına dayanır. Ekokardiyografi güvenli BAK tanısı sağlasa da
referans merkezlere çoğunlukla potansiyel komorbiditeli ve ciddi kapak hastalığı
olanlar gelir. Bu nedenle literatürde rapor edilen sonuçların küçük çalışmalara
dayanması ve uyumsuz olması şaşırtıcı değildir. BAK endokarditinin en yaygın
komplikasyon ciddi ve sık olduğu öne sürülmüştür. Otopsi serileri hastaların
ölümüne yol açan endokardit ve kapak disfonksiyonunun yüksek sıklığıyla kasvetli
bir tablo çizmiştir. Aort yetersizliğinin en belirgin tehdit olabileceği
gösterilmişken diğer seriler aort darlığına hızlı ilerleyişini dayanaksız rapor
etmişlerdir. Bu çelişkili ve karışık raporlar hiç yada minimal hemodinamik
anomalliği olan BAK hastalarının klinik değerlendirilmesi için kılavuzların ne
olması konusunda kafa karışmaktadır. Topuluğumuzun sağlık kuruluşları ile sık
irtibatı ve yüksek oranda görüntülemelerin kullanılması BAK hastalığının erken
tespitini sağlar. Bu durum sayesinde etkilenmiş üyelerin uzun dönem sonlanımları
ile ilk geniş serilere ulaşılması mümkündür.
Çalışmamız hiç yada minimal
hemodinamik disfonksiyonu olan BAK hastalarının sonlanımları hakkındaki ilgiyi
hem güvence altına alır hem de arttırır. Olumlu bir sonuç aşırı mortalitenin
tanı sonrası 20 yıl boyunca gözlenmemesidir. Daha sonraki yaşamda BAK
hastalığının hayat beklentisi üzerine bir payı olabilir fakat 20 yıllık süre
içerisinde tanıdaki yaşından bağımsız olarak bu durumu olan hastalara güvence
verilebilir. Diğer olumlu gözlem ciddi sonuçları olabilen fakat BAK hastalarında
sık olmayan endokarditi dikkate almasıdır. Aksine mobid olaylar sıktı ve 20 yıl
üzeri takipte 10 hastanın 4’ünde kardiyovasküler tıbbi yada cerrahi bir olay
oluştu. Belirgin morbid olay semptom gelişimi veya kalp yetersizliği ve AVR
operasyonu gerektiren aort darlığına ilerleyiştir. Olmsted eyalet populasyonu
ile mukayesemiz sadece yüksek oranlarda değil genç yaşlarda BAK hastalığı
olanlarda AVR operasyonu gerektiğini gösterir. Aort darlığına ilerleyiş
aterosklerozla benzerliklerler gösterir ve bazı çalışmalarda kolesterol
seviyeleri ile ilişkililendirilmiştir. Yeni çalışmalar başlangıçta
aterosklerotik lezyon ve sonrasında ateroskleroz risk faktörlerinden bağımsız
kalsifikasyonun geometrik gelişiminden oluşan bifazik mekanizmayı öne
sürmektedir. İlerlemeye eğilimi olan kapak sklerozunu gösteren görüntüleme
çalışmaları BAK hastalığındaki gözlemlerimiz ile tutarlıdır. Yarı normal kapak
hemodinamiğine rağmen, yaştan bağımsız kapak dejenerasyonunun varlığı çoğunlukla
aort darlığına ilerlemeyle ilişkili gelecek klinik olaylar üzerine olumsuz
prognoza işaret eder. Önceki çalışmalara karşıt olarak kapak dejenerasyonu
yerine BAK morfolojisinin (tipik forma karşı atipik) hastalığın ilerlemesi
üzerindeki etkisi ortaya konulmuştur. Aort darlığına ilerleyişi engellemek için
BAK hastalarının tıbbi tedavisi net değildir. Statinler oluşmuş kapak
lezyonlarının ilerlemesine karşı etkisizdir fakat özellikle BAK ile ilişkili
olarak erken kapak lezyonlarında ki rolü hala yanıtsızdır. Ciddi aort
yetersizliğine ilerleyiş için mekanizmalar tam anlaşılamamıştır.
BAK ile ilişkili aort
komplikasyonları
BAK’ın aortik
komplikasyonları tartışmaların odağını oluşturur. Referans merkezlerin raporları
aort diseksiyon riskinin BAK’da tirküspit aort kapaktan 5-9 kat daha fazla
olduğunu öne sürmüştür. Halbuki diğer merkezlerde böyle bir ilişki bildirmedi ve
aort diseksiyonlarının geniş uluslararası kayıtları düşük BAK prevalansı ifade
ederler (< % 2). BAK ile ilişkili aort dilatasyonu üzerinede de çelişkili veriler
vardır. Genelde ciddi kapak hastalıkları ile yapılan çalışmalar sık aort
dilatasyonu bildirseler de diğer çalışmalarda böyle bir ilişki gösterilmemiştir.
Bu nedenle BAK hastalarını aort dilatasyonu ve disekiyonundan korumak ve
gözlemek için agresif hareket edilip edilmeyeceği veya daha ılımlı bir yaklaşım
düzenlenip düzenlenmeyeceği belirsizdir.
Çalışmamız takibin önemli
konularını hem netleştirmiştir hem de arttırmıştır. Aort diseksiyonu için
minimal kapak disfonksiyonu ile tanı almış hastalarda güvence verilir. Ciddi BAK
disfonksiyonu olanlarda veya AVR sonrası aort diseksiyon riski daha fazla
olabilir. Fakat daha önce şüphelendiğimiz gibi ciddi aort darlığı veya
yetersizliği olmadan veya aort koarktasyonu olmadan bile hızlı aort dilatasyonu
BAK’da gerçekleşebilir. Aslında 10 hastadan yaklaşık 4’ünde takip esnasında daha
sonra asendan aort cerrahisine ihtiyaç gerektiren belirgin aort dilatasyonu
gelişebilir.
Bu nedenle özellikle
başlangıçta aort dilatasyonu varsa, aortik komplikasyon riski sıklıkla cerrahi
tamir gerektirir bir şekilde belirgindir. Aort dilatasyonu ve asendan aort
cerrahisinin ilişkisi ile ilgili geniş güven aralığı olasılıkla olayların az
sayıda (bizim serimiz bulunan en büyük seri olmasına rağmen) olması nedeniyledir
ve daha ileri müşterek ve geniş çalışmalara ihtiyaç vardır.
Klinik içerik
Tesadüfen BAK tanısı
alan bütün hastalara tedavi edilebilir bir durumları olduğu ve majör
komplikasyon, mortalite, endokardit ve aort diseksiyonunun nadir olduğu
konusunda güven verilmelidir.
Aksine bu hastalar morbid
olayların daha sık ve erken olarak BAK ile direk ilgili olduğunun fakında
olunmalıdır. Bu olaylar tanıda kapak dejenerasyonu olan hastalarda özellikle
sıktır. Bu hastalarda yarı normal hemodinamiye rağmen özellikle aort darlığı
olmak üzere ciddi kapak hastalığı gelişim riski vardır ve takip esnasında
düzenli değerlendirme yapılmalıdır. Ek olarak aort dilatasyonu olan hastaların
asendan aort cerrahisi riski vardır. Başlangıçta ne kapak dejenerasyonu ne de
aort dilatasyonu olanların komplikasyon riski düşüktür ve uzun aralıklarla takip
edilebilir. Bu bulguların doğal sonucu asemptomatik hastalarda BAK hastalığının
ekokardiyografik tanısının önemli olmasıdır. Bu nedenle kardiyak klikler ve
üfürümlerin saptanması ve yorumlanmasında klinik beceri önemlidir.
Çalışma kısıtlılıkları
BAK konjenital bir
kapak durumudur. BAK in utero görülse de, takip ve sonlanımların analizi
potansiyel tanı konulmamış hastalık karıştırıcıları nedeniyle sadece tanıda
başlanabilir. Dahası bu yaklaşım klinik olarak pratikte tanı sonrası beklenen
sonlanımlar üzerine yararlı bilgiler sağlar. BAK diğer konjenital kalp
hastalıkları ile de ilişkili olabilir. Fakat belirgin komorbiditeleri olan
semptomatik hastaların dışlanması bu sorunu sınırladı. Koarktasyonun
dışlanmasından sonra bile olay oranları güvenli bir gözlem ile hemen hemen
etkilenmedi.
Çalışma süresi esnasında
teknik doppler ekokardiyografik ilerleme kapak hastalığı ciddiyetinin
belirlenmesinde belirgin artışa yol açtı. Fakat yeterli teknikler normal yada
normale yakın kapak hemodinamisi olan hastaların tespit edilmesi için çalışma
süreci boyunca elde edilebildiğine inanıyoruz. Aslında sistolde görülebilir
geniş bir kapak alanı kapak darlığının olmadığını ifade eder. Sol ventrikül
çıkış yolu ve/veya arkus aortanın pulsed Doppler incelemesi yetersizliği saptar.
Normal sol ventrikül boyutu ve benign klinik başvuru birlikteliği hiç veya
minimal kapak değişimini destekler. Bununla ilgili olarak 1985 yılı sonrasına
kadar tanı alan hastalarda gözlenen eş sonlanımlar bu tanımlanmış sonlanımların
tanı almamış orta veya ciddi kapak hastalıkları ile çeliştiğini gösterir.
BAK tanısı her zaman kolay
değildir. Ekokardiyografi ile şüpheli cusp sayısı olan hastaları çalışma dışı
bıraktık. Opere edilen bu hastalar arasında cusp sayıları 3 hastada patolojik
olarak tespit edilemedi 1 hasta bicuspit yaprakçığı taklit eden unicuspit
yaprakçık vardı ve diğerleri BAK olarak doğrulandı. İyi bir kısa aks görüntü
doğru BAK tanısı için gereklidir. Basitleştirmek için BAK hastalığı 2 tip olarak
sınıflandırıldı. Çünkü sol ve nonkoroner cuspların füzyonu çok azdır.
Kapak sklerozu veya
dejenerasyonunun tanısı daha eskiden sadece kalitatifti ve günümüz
tekrarlanabilir skorlama sistemi ekokardiyografik değerlendirmeyi düzeltmiştir.
Skor sürekli bir değişkendir fakat farklı eşikler sonuçlarımızı etkilemedi.
Tıbbi olaylar, olay oranlarının seçilmiş eşikler ile az etkilendiğini göstererek
2, 3 ve 4 skorları ile sırasıyla %70±10, %71±12 ve %76±12 idi ve skorsuz %26±5,
%28±5 ve %29±5 idi. Bu nedenle spesifik skordan kapak dejenerasyonunun
tekrarlanabilir tespitinin vurgulanması daha önemlidir.
Verilerimiz sonlanım, risk
faktörleri ve BAK hastalarının yönetimi üzerine bilgi veren toplulukta tanı
koyulan tüm vakalardan elde edilse de bütün bir populasyonu görüntülemek doğru
prevalans sağlar fakat böyle büyük çapta bir çalışma (≈40000 ekokardiyografi)
için kaynak bulunamaz. Benzer olarak risk faktörlerinde değişiklikler ile kapak
dejenerasyonu ilerleme oranlarındaki değişimi belirlemek sonlanım verilerimiz
kullanılarak yeni planlanabilen çok merkezli çalışmalarda geniş populasyonlara
ihtiyaç gerektirir.
Sonuçlar
Hiç veya
minimal hemodinamik kötüleşme gösteren asemptomatik BAK hastaları üzerine
sonlanım verilerini içeren 20 yıllık uzun dönem çalışmamız sorunlar için hem
güven ve hem de gerekçe sağlar. Güven sağlamak korunmuş yaşam beklentisidir ve
endokardit veya aort diseksiyonunun nadir olmasıyla sağlanır. Aksine sorunlarsa
sık ve erken morbid kardiyak olayların oluşmasıdır. Bunlar aort darlığının
ilerlemesi ve daha az sıklıkla aort yetersizliği veya cerrahi gerektiren ciddi
asendan aort dilatasyonu gelişmesi aracılığıyla semptomların veya kalp
yetersizliğinin ortaya çıkmasıyla belirginleşir. Tanıda aort kapak dejenerasyonu
olan hastalar kardiyak olaylar için daha yüksek riske sahiptir ve genişlemiş
aort ile bu durum gerekli aort cerrahisi için belirgin risk oluşturur. Bu
hastaları düzenli değerlendirmeye çağırmanın ve BAK saptanabilen hastalarda
ekokardiyografik tanının önemi vurgulanmalıdır. |