|
TKD Hukuk Kurulu
Başkan:
Dr. Nesligül Yıldırım
Y.K. adına Koordinatör:
Dr. Adnan Burak Akçay
Üyeler
Dr. Cevdet Erdöl
Dr. Mehmet Birhan Yılmaz
Dr. Barış Şensoy
Dr. Ezgi Kalaycıoğlu
Av. Yaşar Beygo
Dr. Havane Asuman Kaftan Tellioğlu
Dr. Ufuk İyigün
Dr. Murat Ersanlı
Dr. Uğur Coşkun
Dr. Ersin Sarıçam
Dr. Ömer Çelik
|
|
|
  TKD Hukuk Kurulu Bülteni - Aydınlatılmış Onam (Prof. Dr. Nesligül Yıldırım)Aydınlatılmış Onam
Hukuk Köşemizin İlk Sayısını Neden Aydınlatılmış Onama Ayırdık?
‘Aydınlatılmış onam’, hastanın uygulanacak tıbbi müdahalenin amacı, niteliği, sonuçları ve riskleri hakkında anlaşılır biçimde bilgilendirildikten sonra bilinçli ve özgür iradesiyle verdiği rızadır (1). Bu yönüyle yalnızca imzalanan bir belgeyi değil; hekimle hasta arasında gerçekleşen etkili iletişim ve bilgilendirme sürecini ifade eder.
Kardiyoloji pratiği, aydınlatılmış onamın en yoğun tartışıldığı klinik alanlardan biridir. Perkütan vasküler girişimler, yapısal kalp hastalıklarına yönelik uygulamalar, kardiyak cihaz tedavileri, elektrofizyolojik çalışma ve katater ablasyonu gibi ileri girişimsel işlemler, karar süreçlerinin hızlı işlediği, komplikasyon riski yüksek müdahalelerdir. İşlemin faydaları ile nadir ancak ciddi komplikasyonların dengeli şekilde açıklanması kolay değildir. İşin içine bir de detaylı teknik ayrıntı ve karmaşık tıbbi terminoloji de eklenince hastaların bilgiye dayalı bir iradeyle karar verdiğinden emin olmak zaman alabilmektedir. Bununla birlikte kardiyak acil durumlarda kapsamlı bilgilendirme yapılmasının güçleşmesi hukuki tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Elektif müdahalelerde ise standart matbu onam formlarıyla yetinilmesi, kişiselleştirilmiş bilgilendirmenin yeterince yapılmaması veya iletişim eksiklikleri, aydınlatılmış onamın hukuki geçerliliğini tartışmalı kılmaktadır. Kardiyoloji uygulamalarında karşılaşılan bir diğer güçlük ise komplikasyon ve tıbbi malpraktisi birbirinden ayıran ince çizginin özellikle de usulüne uygun alınmamış aydınlatılmış onam söz konusu olduğunda belirsizleşebilmesidir. Zira doğru endikasyonla yapılmış, tıbbi standartları karşılayan bir tıbbi müdahalede, öngörülebilir risklerin ortaya çıkması halinde, hukuka uygun bilgilendirme sonrası rıza alınmışsa hekimin sorumluluğu doğmamaktadır. Aydınlatılmış onam yükümlülüğünün ihlali halinde ise tıbbi müdahale kusursuz olarak ifa edilmiş olsa dahi, malpraktis iddiaları gündeme gelebilmektedir.
Yargı kararları incelendiğinde, aydınlatılmış onamın hiç ya da gereği gibi alınmaması veya alınmış olsa dahi muhafaza edilmemesinin öne çıkan hukuki sorunlardan biri olduğu göze çarpmaktadır. Pek çok somut olay örneğinde bilirkişi, tıbbi müdahaleyi bilimsel standartlara uygun olarak rapor etse de yargı süreci, hastanın, işlemin riskleri, alternatifleri veya olası sonuçları hakkında yeterince bilgilendirildiğinin ispatlanamadığı yönünde ilerlemekte ve kararın, hekim aleyhine döndüğü görülmektedir. Dolayısıyla dava sürecinde tartışma çoğu zaman tıbbi müdahalenin endikasyonu ya da standardının uygun olup olmadığı üzerinden değil; ‘hasta gerçekten aydınlatıldı mı’ sorusu üzerinden şekillenmektedir.
Bu nedenledir ki aydınlatılmış onam, sadece bir hasta hakkı değil; hasta güvenliğini güçlendiren, hekim-hasta arasında kurulan güven ilişkisini geliştiren ve sağlık hizmetlerinde hukuki öngörülebilirliği artıran temel bir kurum niteliğindedir. Biz de hukuk köşemizin ilk sayısını aydınlatılmış onama ayırarak, tıp hukukunun bu temel kavramı üzerinden bir çerçeve çizmeyi ve sonraki bölümlerimizde masaya yatırmayı planladığımız malpraktis, komplikasyon, hekim sorumluluğu gibi konuların daha sağlıklı anlaşılmasına katkı sağlamayı hedefledik.
Aydınlatılmış Onam Kavramı ve Hukuki Temelleri
Tıbbi müdahaleler, maddi ve-veya manevi vücut bütünlüğüne yönelik bir eylem ile gerçekleştirildiklerinden, kişinin yararına dahi olsa, kural olarak hukuka aykırı kabul edilirler (2-3). Bu ilke, Anayasamızın 17. maddesi ile teminat altına alınmış olan ‘kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme’ hakkına dayanır. Maddenin ilgili kısmı şu şekildedir (4):
‘Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.’
Bu hüküm, ‘Aydınlatılmış onam’ ifadesine bir bütün olarak yer vermese de rızanın (onam), her türlü tıbbi müdahalenin vazgeçilmezi olduğunu belirlemesi ve vücut bütünlüğünün dokunulmazlığını Anayasal güvence altına alması yönünden önemlidir.
Rıza kavramı, ‘bedensel özerklik’ ya da ‘kişinin bedeni üzerinde kendi kaderini tayin hakkı’ olarak da ifade edilen temel kişilik hakkının bir yansıması durumundadır. Rıza olmaksızın yapılan tıbbi müdahaleler de bu açıdan kişinin beden bütünlüğü üzerindeki kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdıklarından ötürü hukuk nezdinde kabul görmez (5-6). Zira Türk Medeni Kanunu 24. maddesinde hukuka aykırılığı ortadan kaldıran rıza gibi bir hukuka uygunluk nedeni bulunmadıkça, kişilik haklarına yönelen her türlü saldırının hukuka aykırı olduğu hüküm altına alınmıştır (7). Türk Ceza Kanunu’nun 26. maddesinde de rızanın bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlendiği görülmektedir (8).
Diğer yandan, kişinin rızasının hukuken geçerli olabilmesi için bu rızanın, akılcı bir tutum ve eleştirel düşünmeye açık bir iradenin ürünü olması gerekir. Böylesi bir irade ise kişinin kararını bilgiye dayalı olarak kendisinin oluşturmasını sağlayacak şekilde aydınlatılması sonucu gelişir. Bu yönüyle aydınlatma, rızanın hukuken geçerli olabilmesinin ön koşuludur. Tıbbi müdahaleler açısından değerlendirildiğinde aydınlatmanın amacı, hastanın bilinçli ve özgür bir iradeyle kararını vermesini sağlamaktır (2,3,5,6). Hasta Hakları Yönetmeliği ‘Bilgilendirmenin Kapsamı’ başlıklı 15. maddesinde aydınlatmanın içeriği şu şekilde belirlenmiştir (9):
‘Hastaya;
a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,
b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,
c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,
ç) Muhtemel komplikasyonları,
d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,
e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,
f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,
g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği,
hususlarında bilgi verilir.’
Hasta Hakları Yönetmeliği’nde Bilgi Vermenin Usulü başlıklı 18. maddesinin 1. ve 2. fıkralarındaaydınlatmanın kim tarafından ve nasıl yapılması gerektiği şu şekilde hüküm altına alınmıştır (9):
‘Bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir.
Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Bilgilendirme ve tıbbi müdahaleyi yapacak sağlık meslek mensubunun farklı olmasını zorunlu kılan durumlarda, bu duruma ilişkin hastaya açıklama yapılmak suretiyle bilgilendirme yeterliliğine sahip başka bir sağlık meslek mensubu tarafından bilgilendirme yapılabilir.’
Hekimlerin meslek etiği ve deontolojik yükümlülüklerini düzenleyen 1960 tarihli Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, ‘aydınlatılmış onam’ müessesesine günümüzdeki adı ve kapsamıyla yer vermese de aydınlatma ve rıza ilkesinin temelini oluşturan hükümler içermesi açısından önemli bir hukuki dayanaktır (10). Günümüzde benimsediğimiz ‘aydınlatılmış onam’ kurumu ise her geçen gün gelişen insan hakları ve onun uzantısı şeklindeki hasta hakları ekseninde şekillenen hukuk anlayışının ürünüdür. Nitekim aydınlatılmış rıza kurumuna hasta hakkı perspektifiyle yaklaşan 1998 tarihli Hasta Hakları Yönetmeliği’nde aydınlatmanın içeriği ve uygulama esasları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Türkiye tarafından 2003 yılında onaylanması uygun bulunan İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’nde ise ‘aydınlatılmış onam’ kavramı insan hakları boyutu, kişinin özerkliği, onuru ve beden bütünlüğü yönüyle ele alınmıştır (1).
Kardiyoloji Uygulamalarında En Sık Yapılan Aydınlatılmış Onam Hataları
- Hazır matbu formların tek başına yeterli görülmesi
Aydınlatılmış onam, yalnızca imza alınmasından ibaret bir işlem olmayıp, hasta ile hekim arasında gerçekleşmesi gereken bir bilgilendirme sürecidir. Bu nedenle tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek hekimin, hastayı, anlayacağı bir dille sözlü olarak da bilgilendirmesi (aydınlatma) gerekir. Hasta soru sorabilmeli, tereddütlerini giderebilmeli ve baskı altında kalmadan karar verebilmelidir. Sonuç olarak hazır matbu (standart) onam formları, bilgilendirme sürecini belgeleyen yardımcı araçlardır. Ancak hastaya özel sözlü bilgilendirme ve hastanın bilinçli ve serbest iradesiyle verdiği rıza olmaksızın hukuki açıdan tek başına geçerli ve yeterli bir belge olarak değerlendirilmezler.
- İşlem günü imza alınması
Hukukumuzda aydınlatmanın yapılması gereken kesin bir süre bulunmamaktadır. Hasta Hakları Yönetmeliği 18. maddesi 5. fıkrasında ‘acil durumlar dışında, bilgilendirmenin hastaya makul süre tanınarak yapılacağı’ düzenlenmiştir (9). Makul süre, hastanın sosyokültürel düzeyi, yapılacak müdahalenin niteliği ve risklerine göre belirlenmelidir. Esas olan, aydınlatmanın, hastanın kendisine sunulan bilgileri değerlendirmesine ve özgür iradesiyle karar verebilmesine imkan tanıyacak şekilde, tıbbi müdahaleden uygun bir süre önce yapılmasıdır. Bu süreyle ilgili Avrupa Birliği kurumlarının ve sivil toplumun referans aldığı temel bir doküman niteliğindeki Hasta Hakları Avrupa Statüsü’nde ‘hastanın kendi seçimini yapabilmesi için en az 24 saat öncesinde bilgilendirilmesi gerektiği’ düzenlenmiştir (11).
.
- Hekimin açıklama yapmaması
Aydınlatılmış onamın hukuken geçerli olabilmesi için tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek hekimin, hastayı, sosyal ve kültürel durumuna uygun bir şekilde sözel olarak aydınlatması zorunludur.
- Acile başvuran hastalarda zaman kısıtı gerekçe gösterilerek aydınlatılmış onam alınmaması
Acilde yazılı onamın gerekip gerekmediği hastanın genel durumuna bağlıdır. Hasta Hakları Yönetmeliği 24. maddesinde bu durum şu şekilde hüküm altına alınmıştır (9):
‘Hastanın rızasının alınamadığı hayati tehlikesinin bulunduğu ve bilincinin kapalı olduğu acil durumlar ile hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açacak durumun varlığı halinde, hastaya tıbbi müdahalede bulunmak rızaya bağlı değildir. Bu durumda hastaya gerekli tıbbi müdahale yapılarak durum kayıt altına alınır. Ancak bu durumda, mümkünse hastanın orada bulunan yakını veya kanuni temsilcisi; mümkün olmadığı takdirde de tıbbi müdahale sonrasında hastanın yakını veya kanuni temsilcisi bilgilendirilir. Ancak hastanın bilinci açıldıktan sonraki tıbbi müdahaleler için hastanın yeterliği ve ifade edebilme gücüne bağlı olarak rıza işlemlerine başvurulur.’
Bu hükümden hareketle acile başvuran hastalarda sadece bilinç kapalı ve hayati tehlike söz konusu ise ya da hastanın bir organının kaybına ya da görevini yapamaz hale gelmesine yol açan bir durumun varlığında istisnai olarak önceden rıza alınmaksızın müdahalenin gerçekleştirilebileceğini söylemek mümkündür. Aksine acile başvuran ve-fakat bilinci açık, karar verme yeteneğine sahip hastalarda ise kısa da olsa durum ve şartlara uygun ölçüde aydınlatma yapılmalıdır. Bu bağlamda acil müdahalenin hukuka uygunluğu, tıbben acil olarak nitelendirilebilecek bir durumun varlığına ve rıza alınmasının fiilen mümkün olmamasına bağlıdır.
Aydınlatılmış Onam Konusunda Mahkemeler Nelere Dikkat Ediyor? Örnek Yargı Kararları
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/25663 E. , 2018/7615 K.
‘Davacı, davalı şirkete ait hastanede …Dr. ... tarafından guatır ameliyatı yapıldığını, ancak ameliyatta ses tellerinin kesilmesi nedeniyle, akabinde ses kısıklığı ve nefes darlığı problemleri yaşadığını, yapılan ameliyatın amacına uygun gerçekleştirilmediğini ileri sürerek …maddi ve ..manevi tazminat ….talep etmiştir
Davalılar, yaşanan sorunların ameliyatın komplikasyonu olduğunu savunarak, davanın reddini dilemişlerdir. ... Tıp Fakültesi Öğretim Üyelerinden alınan … tarihli bilirkişi heyeti raporu, …. tarihli Adli Tıp Genel Kurul raporu, ..tarihli Yüksek Sağlık Şurası kararında, davacının yapılan guatr ameliyatı sonrasında yaşadığı sıkıntıların, ameliyatın komplikasyonu olduğu belirtilmiştir. Ancak, davalılar, davacıya yapılan ameliyat sonucunda oluşabilecek olası komplikasyonların anlatıldığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair aydınlatılmış onam alındığına dair bir delil sunmamışlardır. Muvafakatname başlığı altında dosyaya sunulan belge, gerekli aydınlatmayı içermediği gibi, yalnızca rıza mahiyetindedir. Aydınlatılmış onamda ispat külfeti hekim ya da hastanededir. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemiş oluşu, yapılan müdahaleyi hukuka aykırı hale getirdiğinden, davalıların manevi tazminat dışında maddi tazminattan da sorumlu olduklarının kabulü gerekir.’ (12).
İlgili karar değerlendirildiğinde tıbbi müdahale sonucunda ortaya çıkan zararın bilirkişi raporlarıyla komplikasyon olarak nitelendirilmesine rağmen, hekimin hukuki sorumluluğuna hükmedildiği görülmektedir. Somut olayda davalı hastane, hastanın rızasının alındığını ispat etmiş olmakla birlikte, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispatlayamamıştır. Aydınlatmanın gerçekleştirildiğinin ispat edilememesi, hukuk düzenimiz bakımından bu yükümlülüğün hiç yerine getirilmemiş sayılması sonucunu doğurmuş; bu durum ise hastanın rızasını geçersiz kılarak, tıbbi müdahaleyi hukuka aykırı hale getirmiştir.
Eve götürülecek mesaj: Aydınlatılmış onamda ispat külfeti hekim ya da hastanededir. Hem aydınlatmanın hem de rızanın yazılı olarak alınması ve muhafaza edilmesi çekişmeli durumlarda ispat yükü açısından büyük önem taşımaktadır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/3581 E. , 2025/2447 K.
‘Davacılar vekili; davacılardan ...'ın safra kesesinde taş olması nedeniyle davalı hastanede davalı doktor tarafından laparoskopik kolesistektomi ameliyatı yapıldığını, ameliyat sonrası şiddetli karın ağrısı şikayeti üzerine ikinci kez ameliyat yapıldığı ve ilk yapılan ameliyat sırasında ameliyat bıçağının yanlışlıkla koledoku kestiğini ve akan safra nedeniyle peritonit olduğunun müvekkiline söylendiğini, müvekkilinin tedavi sürecinin devam ettiği ve sıkıntı çektiğini, bu duruma davalıların sebep olduğunu ileri sürerek….maddi tazminat ve ….manevi tazminat talep etmiştir.
Davalı ... vekili; müvekkilinin uzmanlık alanına ilişkin tıbbi girişim konusunda mesleki birikim ve tecrübeye sahip bir hekim olduğunu, meslek kurallarına uygun hareket ettiğini, safra yaralanması meydana gelebileceği hususunda hastanın operasyon öncesinde bilgilendirildiğini, müvekkili hekim tarafından komplikasyona zamanında ve gerektiği şekilde müdahale edildiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Yapılan incelemede….özellikle, davacıya yapılan ameliyata ilişkin alınan …tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda davalı doktora izafe edilecek bir kusur bulunmadığının belirlenmesi, itiraz üzerine uzman bilirkişi heyetinden alınan ….. tarihli raporda da davacıya yapılan ameliyatın öncesi sırası ve sonrasında tıp ilmi gereğince davalı kusurunun bulunmadığının tespit edilmiş olmasına, aydınlatılmış onam belgesinde dava konusu organ yaralanması hususunda davacının usu Bu kararlüne uygun şekilde bilgilendirildiğinin anlaşılmasına göre, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.’ (13).
İlgili karar değerlendirildiğinde, Yargıtay’ın aydınlatma yükümlülüğünü, sadece şekli bir yükümlülük olarak görmediği anlaşılmaktadır. Somut olayda bilirkişi raporlarında davalı hekime atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı ve meydana gelen organ yaralanmasının komplikasyon niteliğinde olduğu tespiti yapılmıştır. Bununla birlikte hukuki inceleme, komplikasyon olgusuyla sınırlı tutulmamış, aydınlatmanın kapsamı yönünden genişletilmiştir. Kararda aydınlatılmış onam belgesinde dava konusu organ yaralanması riskine açıkça yer verildiği ve hastanın bu komplikasyon hakkında usulüne uygun şekilde bilgilendirildiğinin anlaşılması üzerine aydınlatma yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirildiği kabul edilmiştir.
Eve götürülecek mesaj: Aydınlatılmış onamın hukuki geçerliliğini sağlayan yegane unsur, hasta tarafından imzalanması değil; müdahaleye özgü risklerin de somut ve anlaşılır biçimde açıklanmış olmasıdır.
Yargıtay 11. Ceza Mahkemesi 2015/1309 E. , 2015/25523 K.
‘İncelenen dosya içeriğine göre; müştekinin, ... Üniversitesi Tıp Fakultesi Hastanesi'nde ameliyat olduktan sonra vefat eden babasına imzalatılmış gibi görünen "aydınlatılmış hasta onam formu"nu sahte olarak düzenlendiklerinden bahisle Dr. ... ve sorumlu diğer personel hakkında suç duyurusunda bulunduğu, olayla ilgili ifadesine başvurulan şüpheli Dr. ...'ün, ameliyata katılmamakla birlikte öncesindeki ve sonrasındaki takipleri kendisinin yaptığını, suça konu formu, yanında eşi ve yakınları olduğu halde hastaya imzalaması için verdikten sonra işleri nedeniyle ayrıldığını, imzanın orada bulunan herhangi bir kişi tarafından atılmış olabileceğini ileri sürmesi, belge üzerindeki yazı ve imzaların müteveffaya ait olmadığının tespit edildiği 14.04.2013 tarihli bilirkişi raporunun belge aslı üzerinden düzenlenmiş olmasına rağmen, 28.12.2013 tarihli bilirkişi raporunda fotokopi üzerinden inceleme yapılarak müteveffa adına atılı bulunan imzaların Dr. ... eli ürünü olmadığının belirlenmiş olması karşısında, şikayetin şüpheli Dr. ... yanında diğer sorumlu personeli de kapsadığı gözetilerek, gerek ameliyata katılan gerekse diğer takip işlerini gerçekleştiren personel ile müteveffanın ameliyat öncesi yanında bulunan yakınları tespit edildikten sonra, bu kişiler ve şüphelinin eşi dinlenildikten, suça konu belge üzerindeki yazı ve imzaların bu kişilerin eli ürünü olup olmadığı da belge aslı üzerinden yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile belirlendikten sonra, sonucuna göre şüphelinin hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, fotokopi belge üzerinden yapılan bilirkişi incelemesine dayanılarak, imzanın şüpheliye ait olmadığından bahisle, hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesinde isabet bulunmadığından, … kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii ... Ağır Ceza Mahkemesinin kararının CMK'nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA..’ (14).
İlgili karar değerlendirildiğinde, somut olayda ölen hastanın oğlunun aydınlatılmış onam formunda yer alan imzanın hastaya ait olmadığı iddiası üzerine ‘özel belgede sahtecilik’ suçu nedeniyle soruşturma başlatıldığı, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki kararına itiraz eden davacının, itirazının ilgili Ağır Ceza Mahkemesi’nce reddi sonrasında, uyuşmazlığın Yargıtay’a taşındığı görülmektedir. Soruşturma sürecinde şüpheli sıfatıyla hekim, onam formunu hastaya ameliyattan önce verdiğini, o sırada hastanın yanında eşi ve yakınlarının bulunduğunu, işleri nedeniyle hastanın yanından ayrıldığı sırada, onamı orada bulunanlardan birinin imzalamış olduğunu savunmuştur. Bilirkişi incelemesinde ise imzanın hastaya ait olmadığı tespit edilmiştir. Yargıtay, ölen hastanın onamın imzalanması sırasında yanında bulunduğu iddia edilen yakınlarının dinlenmemiş olması, imzanın bu kişilerden birine ait olup olmadığı yönünde bir bilirkişi incelemesi yapılmamış olması hasebiyle soruşturmanın hukuken yetersiz olduğu yönünde karar vermiştir.
Bu kararın asıl önemi, Yargıtay’ın aydınlanmış onamı sadece dosyada bulunan bir form niteliğinde görmemesidir. Hastaya ait olmayan bir imza, onamın varlığını ispatlamadığı gibi, sahtecilik suçuna vücut verebilecektir.
Eve götürülecek mesaj: Uyuşmazlık durumunda, onam sürecinin fiilen de ispatlanması gerekebilir. Bu bağlamda hasta yakınları ve yardımcı sağlık personeli de tanık sıfatıyla dinlenebilir. Belgenin sahte olarak düzenlenmesine katkı sağlayan tüm sağlık ekibinin cezai sorumluluğu yoluna gidilebilir.
Aydınlatılmış Onam Konusunda Pratik Tavsiyeler
- Tıbbi müdahalelerde istisnai bazı durumlar dışında aydınlatılmış onam almak zorunludur. Aksi halde hekimin hukuki ve cezai sorumluluğu doğar.
- Hukuki bir uyuşmazlık durumunda ‘Hasta yeterince bilgilendirildi. Tüm tereddütleri giderildi. Bu bilgileri anlayarak özgür iradesiyle tıbbi müdahaleye rıza gösterdi’ iddiasını kanıtlamak hastaya değil, hekime düşer. Bu ispat için imzalı aydınlatılmış onam formu, hasta dosyasındaki kayıtlar ve gerektiğinde tanık beyanları ve diğer delillerden yararlanılır (2,3,6,15).
- Hastaya özgü bir aydınlatma yapıldığını ispatlamak için hekimin hastası özelinde hazırlanmış olduğu aydınlatılmış onam formu kullanılabileceği gibi standart matbu onam formları da kullanılabilir. Hukuki bir zorunluluk bulunmamakla birlikte matbu formların hastaya özel bilgilerle kişiselleştirildiği yönünde aşağıdaki ispat gücünü artıracak uygulamalar yapılabilir (15):
- Her sayfanın hasta ve hekim tarafından imzalanması,
- Hastanın el yazısıyla ‘sözlü olarak da bilgilendirildiğini, sorularını sormaya fırsat verildiğini ve tereddütlerinin giderildiğini, tüm riskler konusunda aydınlatıldığını, kendi özgür iradesiyle kabul ettiğini’ not düşmesi
- Hastaya özgü ayırt edici bilgiler (hastanın sorduğu sorular ve verilen cevaplar, hastaya özgü riskler vs.) eklenmesi
- Aydınlatılmış onamın, acil durumlar hariç işlemden en geç 24 saat önce alınması önerilir. Onamlarda tarih ve saat bilgisinin yer alması önemlidir (11).
- Rıza formu iki nüsha olarak imza altına alınır ve bir nüshası hastanın dosyasına konulur, diğeri ise hastaya veya kanuni temsilcisine verilir. Rıza formları arşiv mevzuatına uygun olarak muhafaza edilir (9).
Düşünce Penceresi
“İnsan ve genel olarak her akıl sahibi varlık, şu veya bu isteme için rastgele kullanılacak sırf bir araç olarak değil, kendisi amaç olarak vardır”
Immanuel Kant
18. yüzyıl Aydınlanma Çağı filozoflarından Immanuel Kant’ın ahlak felsefesini yansıtan bu ilke, insan onuru ve kişisel iradenin özerkliği ile ilgilidir. Kant’a göre insan, aklı sayesinde, kendi yaşamına ilişkin değerlendirme yapabilen, tutum ve davranışları konusunda özgürce karar verebilen bir varlıktır. Bu nedenledir ki hiçbir insan sadece belirli amaçlara ulaşabilmek adına bir araç olarak görülemez. Tüm insanlar için değerli olan bir amaç vardır; o da bireyin değerinin korunmasıdır (16).
Kant’ın ‘araçsallaştırma yasağı’ ilkesi, modern tıp hukukunda hastanın kendi kaderini tayin etme hakkının da felsefi temelini oluşturur. Hastanın yalnızca tıbbi müdahalede bulunulacak bir beden olarak değil; kendi değerleri ve hayata bakış açısı doğrultusunda karar verme hakkına sahip özerk bir birey olarak kabul edilmesi, söz konusu ilkenin bir yansımasıdır (17).
Kaynakça
- Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun. Kanun No: 5013, Kabul Tarihi: 03.12.2003. https://inhak.adalet.gov.tr/Resimler/Dokuman/2812020083957164.tur.pdf . Erişim Tarihi: 27.07.2026
- Çakıroğlu MT. Acil Tıbbi Müdahalelerde Aydınlatılmış Onam. Uluslararası Sağlık Hukuku Kongresi, 2018.
- Öz AK. Tıbbi Müdahalelerde Aydınlatılmış Onam (Rıza) Kavramının Geçerliliğinin Tartışılması ve Danıştay ve Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirilmesi. Yüksek Lisans Tezi. İzmir Bakırçay Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sağlık Hukuku Anabilim Dalı, İzmir, 2022.
- 1982 Anayasası, Kanun Numarası: 2709, Kabul Tarihi: 18.10.1982, Yayımlandığı Resmî Gazete, 9.11.1982.
- Oktay EA. Ortopedi ve Travmatoloji uygulamaları açısından aydınlatılmış onam. TOTBİD Dergisi 2020; 19: 38–50.
- Adıgüzel S. Yoğun Bakım Ünitelerinde Aydınlatma ve Onam Alma Yükümlülüğü. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Üniversiresi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, İstanbul, 2011.
- Türk Medeni Kanunu, Kanun Numarası: 4721, Kabul Tarihi: 22.11.2001, Yayımlandığı R. Gazete: 08.12.2001 Sayı 24607
- Türk Ceza Kanunu, Kanun Numarası: 5237, Kabul Tarihi: 26.9.2004, Yayımlandığı R. Gazete: 12.10.2004 Sayı 25611.
- Hasta Hakları Yönetmeliği, Yayımlandığı R. Gazete: 01.08.1998 Sayı 23420.
- Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, Resmi Gazete 19.02.1960. Sayı. 10436.
- Emre Ö, Sert G. Avrupa Hasta Hakları Şartı. TJOB 2014; 1(4): 198-205.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/25663 E. , 2018/7615 K.. Erişim Yargıtay Karar Arama. Erişim Tarihi: 24.07.2026
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/3581 E. , 2025/2447 K.. Erişim Yargıtay Karar Arama. Erişim Tarihi: 24.07.2026
- Yargıtay 11. Ceza Mahkemesi 2015/1309 E. , 2015/25523 K. Erişim Yargıtay Karar Arama. Erişim Tarihi: 24.07.2026
- Şimşek U. Sağlık Hukukunda Aydınlatılmış Rıza. DEÜHFD 2014; 16: 3535-56.
- Uygun O. Immanuel Kant ve Ahlakın Temel İlkesi. YÜHFD 2021; 18 (2): 1439-55.
- Edeh Emmanuel. Onora O’Neill’s Notion of Consent and Respect For Persons. AQUINO Journal of Philosophy 2026; 7(1): 183-93.

|