Merak Edilen Sorulara Yanıtlar

Statinlerin ilk defa kullanılmaya başlandığı 1987 yılından beri aklımızdaki en önemli sorulardan biri erektil disfonksiyona yol açıp açmadıklarıdır. Bu soru, her ne kadar klinik pratikte çok sık rastlamasak da hem hekimlerin hem de erkek hastaların önemli bir çekincesi olagelmiştir. Erkek popülasyonda sıklığı yaş ile değişkenlik gösteren ED, patofizyolojik olarak multi-faktöryel olmakla birlikte; nörojenik, hormonal, psikolojik ve iyatrojenik nedenlere bağlı gelişmektedir. Genel olarak ED’nun endotel disfonksiyonuna sekonder yaygın vasküler hasara bağlı olabileceği kabul edilmektedir. (1,2)

ED tedavisinde kullanılan fosfodiesteraz tip 5 inhibitörlerinin (PDE5I) (sildenafil vb) de bazı hastalarda tedavide başarılı olamamasının nedeni olarak endotel disfonksiyonu suçlanmaktadır. Statinler okside LDL’nin endotel üzerindeki etkisini azaltıp, NO aktivitesinde artışa yol açarak endotel disfonksiyonunu geri çevirebilir.(3) Hatta, Atorvastatin’in plazma NO düzeylerini arttırdığını gösteren veriler mevcuttur. (4)

Yüksek serum kolesterolü ve azalmış HDL düzeylerinin ED riskini arttırdığı bilinmekle birlikte, dislipidemi tedavisinin ED oluşumunu azaltacağına yönelik yayınlar sınırlıdır. Öte yandan, statin tedavisinin testosteron seviyelerinin azalması ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Corona ve ark. hem total, hem de serbest testosteron düzeylerinin statin alan hastalarda daha düşük olduğunu göstermiş ve statinlerin primer hipogonodizme neden olabileceğini öne sürmüştür. (5) Bu da testiste mevalonat oluşumunun inhibisyonu ile preskalenik steroid sentezinin baskılanmasına ve testosteron oluşumunda azalmaya sekonder olarak yorumlanmıştır.

Bu çelişkili veriler ışığında,farklı statinlerin randomize kontrollü çalışmaları yorumlanmıştır ve meta-analizler yapılarak statinlerin ED üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Ne yazık ki, yapılan meta-analizlerde yüksek derecede heterojenite saptanmıştır. Bu meta-analizlerin sonuçlarına göre statin tedavisinin ED üzerinde pozitif etkileri mevcuttur ve özellikle PDE5I ‘ne yanıt alınamayan hastalarda statinler daha da etkili olarak saptanmıştır. ED sessiz ya da erken ateroskleroz için bir gösterge olabilir. Statinlerin hormon metabolizması ve ED üzerine etkilerini değerlendirebilecek büyük randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.

Hazırlayan: Doç.Dr.Öner Özdoğan

Kaynaklar:

1- Selvin E et al. Prevalence and risk factors for erectile dysfunction In the US. Am J Med 2007;120:151−7.

2- Sullivan ME, et al. Vascular risk factors and erectile dysfunction. B J UInt 2001; 87: 838–45.

3- Mc Farlane SI,et al. Clinical review 145: pleiotropic effects of statins: lipid reduction and beyond. J Clin Endocrin Metab 2002;87:1451–8.

4- Forstermann U. Nitricoxide-synthases: regulation and function. Eur Heart J 2012; 33: 829–37.

5- Corona G,et al. The effect of statin therapy on testosterone levels in subjects consulting for erectile dysfunction. J Sex Med 2010;7:1547–56.

Statin kullanımı ile ilgili yan etki beklentisine yeni bir tanesi daha mı eklendi? Statinlerin, hafız kaybı yaptığına dair bilgiler hastalar bu anlamda güncel sorulardan birisi oldu?

Haziran 2015’ de bu sorunun yanıtı Strom ve ark. yaptığı JAMA dergisinde yayınlanan büyük bir çalışmada büyük oranda yanıt buldu diyebiliriz.

Daha eski çalışmalarda statin kullanımı ile hafıza kaybı arasında bir ilişki gösterilmiş olsa da bu çalışmalarda statin ve statin almayan hastalar karşılaştırılmıştı. Çok büyük olgu sayılı bu yeni çalışmada ise 482543 statin kullanan hasta iki kontrol grubu ile kıyaslandı. Birinci kontrol brubu 482543 hiçbir kolesterol düşürücü tedavi almayan hastadan, ikincisi ise 26848 statin dışı kolesterol düşürücü tedavi alan bireylerden oluşuyordu. İlaç almayan kontrol grubu ile kıyaslandığında kolesterol düşürücü tedavi alan her iki grupta da erken dönemde (ilk 30 günde) hafıza kaybı gözlendi. Hafıza kaybı sıklığı statin alanlarda 4 kat, diğer ilaç grubunda ise 3,6 kat fazla bulundu.

Önemli bir nokta olarak ilaç alan her iki grupta benzer oranda hafıza kaybı görüldüğü için statinlere özgü bir akut yan etkiden söz edilemedi. İlaçların farklı kolesterol düşürücü etkilerinde dolayı da bu yan etki doğrudan ilaçlar ile ilişkilendirilemedi. Peki, neden akut hafıza kaybı oluyor sorusunun yanıtı ise hastaların yeni bir ilaca başlamanın getirdiği vücutlarındaki değişikliklere karşı daha dikkatli olmaları şeklinde açıklandı. Aslında bu hastalarda ilaç almasalar bile aslında hafıza kaybı başlamıştır ama yeni ilaç aldıkları için duyarlı olmaları, farkındalıklarını artırmakta ve bu durumdan yakınır hale gelmektedirler. Bu sorunlar için daha sıklıkla ilaçları suçlamakta ve doktorlarına tekrar başvurup bu durumu bildirmektedirler.

Aynı araştırmada akut hafıza kaydı nedeniyle sorun yaşayıp ilacını kesen hastalarda, bir süre sonra yeniden ilaç başlandığında aynı oranda tekrar hafıza kaybı gözlenmemektedir. Statine bağlı gerçek bir hafıza kaybı yaşanıyor olsaydı ikinci kere ilaç verilenlerde tekrar hafıza kaybı oluşmalıydı.

Özetle statin verilen hastalarımıza başlangıçta çok kısa süreli hafıza kayıpları yaşanabileceği ama yine kısa bir süre sonra bunun kaybolacağı konusunda bilgi verilebilir. Yine bu durumun özellikle statinlere özgü olmadığı ve sadece bu yüzden statin kullanımından korkmamaları gerektiği önemle vurgulanmalıdır.

Kaynak:

Statin Therapy and Risk of Acute Memory Impairment. Strom BL, Schinnar R, Karlawish J, Hennessy S, Teal V, Bilker WB. JAMA Intern Med. 2015 Jun 8. doi: 10,1001

Hazırlayan: Prof Dr Ceyhun CEYHAN

02/07/2015

İlk kez 1980 Amerikan Diyet kılavuzunda diyetten gelen yağ miktarının toplam kalorinin %30’la sınırlanması ile başlayan yağ kısıtlaması, 2005’te toplam kalorinin %20-35’ini geçmesin önerileri ile ciddi derecede yağsız beslenme haline dönüşmüştür. Yağ kısıtlamasında esas amaç, serum LDL-kolesterol düzeylerini yükselterek kardiyovasküler (KV) riski artırdığı düşünülen doymuş yağlar ve kolesterol tüketimini kısıtlamaktı. Aynı zamanda yağların karbonhidratlara ve proteine göre 2 kat kalori içermesi, yağ kısıtlamasını obesite ile mücadelenin de parçası haline getirdi. Ancak bu 40 yıla varan süreçte az yağlı beslenme politikası, beklenenin tam tersine KV mortaliteyi azaltmamıştır. Burada esas sorun azaltılan yağ tüketimi sonucu açığa çıkan enerji gereksiniminin karbonhidrat alımının artırılarak sağlanması idi. Randomize kontrollü çalışmalar ve bunların meta-analizleri de doymamış yağların yerine karbonhidratların geçirilmesinin, serum trigliserid düzeylerinde yükselme, HDL-kolesterol düşüş ve uzun vadede diyabet ve obesitenin tetiklediğini ortaya koymuştur. Toplam yağı kısıtlamanın bir diğer kaçınılmaz olumsuz sonucu da sağlık açısından faydalı olan balık, kabuklu yemiş ve bitkisel kaynaklı doymamış yağların da tüketiminin azalmasıdır. Halbuki diyet çalışmalarında doymuş yağların doymamış yağlarla değiştirilmesi (özellikle çoklu-doymamış) toplam kolesterol ve LDL-kolesterolü anlamlı oranda azaltırken, KV hastalık riskini ve koroner mortaliteyi de azaltmaktadır. Her %1’lik doymuş yağdan alınan enerjinin çoklu-doymamış yağlar ile değiştirilmesi KV hastalıkları %2-3 oranında azaltmaktadır. Benzer şekilde Hooper ve arkadaşlarının 2012 meta-analizine göre doymuş yağların azaltılarak modifikasyonu KV olayları %14 oranında azaltmıştır. Bu koruyucu etki, tüketilen toplam yağ miktarının azaltılmasından ziyade yağların modifikasyonundan kaynaklanmakta olup özellikle uzun (2 yıl ve üzeri) çalışmalarda belirgindir.

Günümüze dek biriken bu kanıtların ışığında, 2015 yılında yayınlanan Amerikan Diyet Kılavuzu, az yağlı beslenme yerine doymuş yağı azaltılmış ama toplam yağ kısıtlaması yapılmamış bir ‘dengeli yağlı beslenmeyi’ önermektedir. Kılavuzda “doymuş yağdan alınan kalori toplam enerjinin %10’nu geçmemelidir” önerisini korunmuştur. Ancak azaltılan doymuş yağ alınımı karbonhidrat tüketimini artırarak değil çoklu veya tekli doymamış yağ alınımının artırılması ile dengelenmelidir. Özellikle Akdeniz tipi beslenmede olduğu gibi zeytin, kabuklu yemiş vb kaynaklı tekli doymamış yağların da KV sağlık açısından faydalı olduğu unutulmamalıdır.

2015 Amerikan Diyet Kılavuzu, hidrojenize olmayan bitkisel yağların (soya, mısır, zeytin ve kanola yağları), doymamış yağ içeriğinin fazla, doymuş yağ içeriğinin düşük olması nedeniyle hayvansal yağlara ve tropikal yağlara (palm, hindistancevizi vb) tercih edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Trans yağ içeren kısmi hidrojenize bitkisel yağlardan ise KV hastalık riskini artırmalarından dolayı kesinlikle kaçınılmalıdır. Trans yağlar bilindiği üzere kanser riskini de artırmaktadır.

Özetle günümüzde bilimsel verilerin ışığında toplam yağ alınımını azaltan yani yağsız beslenme stratejisi tamamen dışlanmıştır. Bunun yerine özellikle daha çok meyve, sebze, tahıl ve deniz ürünü, daha az et, daha az şekerle tatlandırılmış yiyecek ve içeceklerden oluşan bir diyet üzerine odaklanılmıştır. Amaç, düşük yağlı diyetlerin yönelttiği artmış karbonhidrat tüketimini azaltarak başta kalp hastalıkları, inme, kanser, diyabet ve obesite olmak üzere kronik hastalıkların gelişimini önlemektir.

Hazırlayan: Dr Meral Kayıkçıoğlu

26/12/2015

Kaynaklar:

1. Dietary Guidelines Advisory Committee; Scientific Report of the 2015 Dietary Guidelines Advisory Committee. 2015; http://www.health.gov/dietaryguidelines/2015-scientific-report/ Erişim Ekim 25, 2015

2. Mozaffarian D, Ludwig DS. The 2015 US Dietary Guidelines: Lifting the Ban on Total Dietary Fat. JAMA. 2015;313:2421-2.

3. Mensink RP. Effects of dietary fatty acids and carbohydrates on the ratio of serum total to HDL cholesterol and on serum lipids and apolipoproteins: a meta-analysis of 60 controlled trials. Am J Clin Nutr. 2003;77: 1146-55

4. Hooper L. Reduced or modified dietary fat for preventing cardiovascular disease. Cochrane Database Syst Rev. 2012 May 16;5:CD002137

LookUs & Online Makale